YARATICILIK NEDİR? YARATICI DÜŞÜNME NEDİR?
İnsanlara bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini söylemeyin. Yapılmasını istediğiniz şeyin ne olduğunu söyleyin ve yaratıcılıkları ile sizi nasıl hayran bırakacaklarını görün. General George S. Patton Yaratıcılık, olmayan birşeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farkli yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmekdir.Yaratıcılık günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir. Yaratıcılık, olağan, günlük şeylerin özel olmasını, özel şeylerin de daha çok günlük hayata girip doğal şeyler olmasını sağlar. Eğer hayatınızdaki günlük şeyleri farklı ve yeni yollarla yapıyorsanız bu sizin yaratıcılığınızı gösterir. Örneğin evinizde ya da işinizde hergün yaptığınız işleri değişik şekillerde, değişik yollarla yaparak yine aynı sonucu almanız bu işlerin yapılış şekline yaratıcılık katmış olmanız demektir. Denediğiniz her yeni şey size yeni bir şey öğretecektir. Denediğiniz yeniliklerde hatalar yapabilirsiniz. Yaratıcı olmanın riskli tarafıdır bu. Risk alarak yeni şeyler dener ve keşfedersiniz. “Yaratıcılık nedir?” sorusuna verilebilecek pek çok cevap bulunabilir, belki de herkes kendi açısından bu cevabı verebilir. Kimisinin aklına yaratıcılık deyince Bethooven, Mozart gibi dahiler gelirken, kimisinin aklına Da Vinci, Picasso gelir. Kimisi için J.R.R Tolkien, kimisi için ise Edison yaratıcıdır. Peki ama genel anlamda yaratıcılık nedir? Yaratıcılık kimlerde bulunur? Yaratıcılık geliştirilebilir mi? Tüm bu sorulara birlikte cevap bulmaya çalışalım.Öncelikle “yaratıcılık nedir?” sorusuna bakalım. Bunun için bazı tanımlara göz atmakta yarar var. Yaratıcılık; *Ressamların sahip olduğu bir şey *Problemlere alışılmadık ya da orijinal bir yaklaşım *Uyuşmaz bilişsel unsurların ya da fikirlerin bir araya getirilmesi *Zahmete değer bir ürüne götüren süreç *Karmaşık bir sistem olan beynin kendi kendine ortaya çıkan bir özelliği *Yeni, işe yarar bir şeyin meydana getirilmesi *Orijinal ve değerli bir şey üreten süreç *Başkalarıyla aynı şeyi görmek ama farklı bir şey düşünmek *İnsan olmanın yegane karakteristiği
YARATICILIK: Yaratıcılık en basit şekliyle orijinal, sosyal faydalılığı olan ürünler veya fikirler yaratabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Fakat bu tanım tam bir cevap değildir. Yaratıcılık alanında en önemli isimlerden olan Frank Barron, yaratıcılık için daha kapsamlı bir tanımlama yapmıştır. Öncelikle, yaratıcılık yaratılan ürünün özellikleri ve ürünün aldığı sosyal kabul ile değerlendirilebilir. İkinci olarak yaratılan ürün kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Örneğin; çözülen ya da tanımlanan problemin zorluğu, önerilen çözümün zerafeti, ürünün yarattığı etki. Üçüncü olarak; yaratıcılık onu besleyen yeteneklerin, becerilerin temelinde değerlendirilebilir. Yaratıcılık, diğer mental fonksiyonlardan farklı bir zihinsel yeterlilik olarak düşünülebilir. Yaratıcılık, “Zeka” adı altında toplanan kompleks bir çok yetenekle ilişkisi olmasına rağmen, onlardan bağımsız gözükmektedir. Genellikle, yaratıcılık yeteneği olan kişiler zeka testlerinde normal popülasyondan daha yüksek puanlar almaktadır ve objektif gözlemciler tarafından da yaşıtlarından daha zeki olarak değerlendirilmektedirler. Fakat, IQ testlerindeki yüksek puanlar yaratıcılığı göstermiyor olabilir. Bu konudaki çalışmalar (Terman’ın üstün zekalı çocukları hayatları boyunca takip ettiği çalışma ve McKinnon’ın mimarlarla yaptığı çalışma) üstün zekalı kişilerin diğerlerine kıyasla daha iyi sosyal becerilere ve sağlığa, daha fazla intihar oranlarına sahip olduklarını fakat yaratıcılık anlamında genel popülasyondan farklılık göstermediklerini ortaya koymuştur. Mc Kinnon’a göre; 120’nun üzerinde bir IQ skoru ile yaratıcılık arasında herhangi bir korelasyon yoktur. Yaratıcılık yeteneğini ölçmeye yönelik çok çeşitli metotlar vardır. Dennis Hocevar (1981) yaratıcılığı ölçmeye yönelik olarak kullanılan metotları özetlemiştir. Bunlar: 1) Farklı düşünme testleri 2) Tutum ve ilgi Envanterleri 3) Kişilik Envanterleri 4) Biyografik Envanterler 5) Öğretmen değerlendirmeleri 6) Arkadaş Değerlendirmeleri 7) Supervizör Değerlendirmeleri 8) Ürünlerin Değerlendirilmesi 9) Tanınma, Saygınlık 10) Belirtilen Yaratıcı Aktiviteler ve Başarılar Büyük ölçekli araştırmalarda en çok kullanılan yöntemler üçüncü kişiler tarafından değerlendirmeler ve biyografik analizlerdir. Kişilik testleri veya kişinin düşünce yapısını değerlendiren yöntemler seçilmiş gönüllü örneklem üzerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Sözel akıcılık, fikirlerin akıcılığı, yeniden tanımlamalar, yeniliğe açık olmak, bağımsız düşünebilme, birbirinden uzak bağlantıları kurabilme, fikir üretimi için çaba harcamak, zeki insanlarda yaratıcılığı destekleyen yeteneklerdir. Çoğu çalışma, yaratıcılığın ifadesinin sadece bir davranışla; bir soruya cevap vermek gibi, olmadığını ve birçok aşamadan oluşan bir süreç sonunda olduğunu söylemektedir. “Evraka” anı, daha önce yoğun bir bilgi toplama, değerlendirme süreci olmadan oluşmaz. Arnold Ludving, (1989) yaratıcılığın ilk aşamasını hazırlık süreci olduğunu söylüyor. Bu dönemde, kişi ilk bakışta çözümsüz gibi gözüken bir problemi çözmeye kalkar fakat başarılı olamaz. Daha sonra problem bir kenara koyulur ve kuluçka dönemi başlar. Bu dönemde, genelde kişiler başka bir işle meşgulken bilinç dışında fikirler oluşmaya başlar. Daha sonra, keşif etme, aydınlanma, evraka denilen durum meydana gelir. Bu genellikle, rüyalarda veya rahat olunan bir zamanda oluşur. Fakat içgörü keşif etmek için yeterli değildir. O yüzden son aşamada, eldeki veriler değerlendirilir ve fikirler bilimsel, estetik veya sosyal standartlara göre test edilir. Psikanalistlerin “egonun hizmetinde gerileme” diye adlandırdıkları; deneyimleri genişletmek ve zenginleştirmek için bilin dışına dönmeyi anlatıyor. Aklın gizli kısımlarına erişmek, sanatçıların, yazarların, daha az ölçüde filozofların ve bilim adamlarının yapabildiği bir şey gibi gözüküyor. Bilinçdışının günlük hayattaki beklenmedik şekilde ortaya çıkışı ise ruhsal sorunları olan insanları karakterize etmektedir. Bir çok çalışmanın gösterdiği gibi; yaratıcılık ve ruhsal sıkıntılar arasında kuvvetli bir bağ vardır. Yaratıcı kabiliyeti olan zeki insanlarda ruhsal sorunların oranı genel poülasyona göre oldukça yüksektir.
YARATICILIK KAVRAMI ÜZERİNE Yaratıcılık, bilim adamlarının uzun süredir üzerinde önemle durduğu bir konudur. Yaratıcılık nedir?Yaratıcı insanlar kimlerdir?Yaratıcılık geliştirilebilir mi?gibi sorular, bu güne kadar hep sorula gelmiştir. İnsanların sahip oldukları bireysel özellikler, zekâ, kişilik ve fiziksel gelişme gibi alanlarda kendini gösterir. Diğer bireysel özellikler de yaratıcılıkla ilgilidir. Yaratıcılığın doğuştan geldiği, doğuştan yaratıcı olmayan insanın sonradan yaratıcı olamayacağı görüşü artık terk edilmekte ve iyi bir eğitimle herkesin yaratıcı olabileceği görüşü artık ağır basmaktadır. Yaratıcılık kavramı; sadece güzel sanatlar için değil, günlük yaşamın tüm alanlarını kapsamaktadır. Ancak, bu çalışmada yaratıcılığın geliştirilmesinde çok önemli rol oynayan sanat eğitimi dersleri (resim-iş) üzerinde durulmaktadır. Resim iş dersleri sadece öğrencinin hayal gücünü geliştirmez, aynı zamanda onların yaratıcılıklarını da geliştirir. Bu güne kadar yaratıcılıkla ilgili bir çok tanım yapılmıştır. Örneğin:San’a göre “yaratıcılık her bireyde var olan ve insan yaşamının her bölümünde bulunabilen bir yeti, günlük yaşamdan bilimsel çalışmalara dek uzanan geniş bir alanı içine alan süreçler bütünü, bir tutum ve davranış biçimidir.” Torrance, yaratıcılığı şöyle tanımlar:“Sorunlara, aksaklıklara, bilgi eksikliklerine, kayıp ögelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olmak, güçlüğü tanımlamak, güçlüğe çözüm aramak ve kestirimde bulunmak.” Yazarların görüşlerine dikkat ettiğimizde, yaratıcılık için genellikle; yeni, farklı ve yararlı bir yeti olduğu görüşünde birleşmektedirler. Yazarların görüşlerinden hareket ederek yaratıcılığı kısaca şöyle tanımlayabiliriz:“Yaratıcılık; Özgün buluşlar ortaya koyma becerisidir.” Yaratıcı imgelemeyi anlayarak ve uygulayarak insanlar hayatlarını yeniden düzenleyebilirler. Yaratıcı imgelem sayesinde kişinin kendisiyle ve yaşadığı dünya ile ilgili inancını ve bu inancın ürünlerini değiştirmek mümkündür. Uygarlığımızın tüm gelişmeleri yaratıcı hayal gücünün eseridir. Geçmişte, hayal ürünü olarak nitelendirilen, aslında engellenmiş hayal gücünün ürünü olan bilim kurgu kitapları ve dergileri, bugün gerçekçi kabul edilmektedir.
Yaratıcı düşünme, varılan istasyon değil seyahat etme şeklidir. Bir insan eski bir soruna yeni bir cevap bulduğunda ya da bir şey olmadan olabilecekleri düşündüğünde meydana gelir. Yaratıcılık, birey rüya gördüğünde ya da herhangi bir şekilde hayal kurduğunda ortaya çıkar. Çocuklar bunu oyun oynarken, masal dinlerken ya da kumdan bir kale inşaa ederken yaparlar. Yetişkinler ise bunu bir kitap okurken, bir seyahat plânlarken ya da sadece banka hesaplarında birikmiş parayla ne yapacağını düşünürken yaparlar . Rawlinson, yaratıcı düşünmenin bir rüya görmek olduğunu belirtir. O’na göre rüya görmek, “beynin çalışabilmesi için temel işlevlerdendir ve rüya görmeyen çok az insan vardır.” Yaratıcılık; rüyalarda, bilinç altında ve zihinde toplanan bilginin kullanılmasıyla artar. Uykudan uyanıldığında, eğer görülen rüya hatırlanabiliyorsa, ruhun derinliklerinde keşfedilen semboller ve imajlar yakalanabilir. Bunlar yaratıcı gücü artıracak son derece değerli bilgilerdi. Üstün zekâ ile yaratıcılık arasında bir paralellik olduğuna ilişkin düşünceler vardır. üstün beyin gücü ve yaratıcılık arasındaki ilişkide bir eşik noktası bulunmaktadır. Yani belli bir zekâ seviyesine kadar olan çocuklar daha yaratıcı olmakta (120 IQ), ancak o zekâ düzeyi aşıldıkça zekâ ile yaratıcılık arasındaki ilişki neredeyse sıfır noktasına düşmektedir. Araştırma sonuçları yaratıcılık ve zekânın kalıtsal olduğunu desteklemektedir. Ancak her ikisinde de çevre önemli bir faktördür. Çevre olgusu yaratıcılığı zekâdan daha çok ilgilendirmektedir.
YARATICILIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER Yaratıcılığı engelleyen faktörler şunlardır: a) Duygusal engeller:Utangaçlık, aptal yerine koyulma korkusu, yanlış yapma korkusu, belirsizliklere karşı hoşgörü yetersizliği ve aşırı özeleştiri bu gruba girer. b) Kültürel engeller:Toplumsal değerler bir kültürden diğerine değişmektedir. Bazıları yaratıcılığı desteklediği gibi bazıları da engellemektedir. Hayal etmenin boşa harcanan zaman olarak kabul edilmesi, çok oyunun sadece çocuklar için olduğunun düşünülmesi, ... Kültürel engellere örnek olabilir. c) Öğrenilen engeller:Eşyaların kullanımı (fonksiyonel kalıplaşma), anlamların verilmesi, ihtimallerin beklenilmesi ve kutsallaşmış tabularla ilgili gelenek engellerini kapsamaktadır. d) Algılama engelleri:Adetler, problemlerin önemli olan ögelerini tanımada başarısızlığa yol açabilir. Bunlara aşağıdaki engel de eklenebilir. e) Yüklü program engelleri:Kalıplaşmış konular yığını olan ve belli süre içinde tamamlanılması gereken eğitim programları da yaratıcılığa engel olabilmektedir... Yaratıcılığı etkileyen faktörlerden bazılarını biraz açacak olursak: Yaratıcılık ve kültür Çeşitli kültürler içinde barındırdıkları bireyleri, kimi konularda yaratıcılığa özendirirken kimi konularda da aynı şeyi yapmazlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde bilim ve sorun çözmü özendirilirken politik ve sosyo-ekonomik konularda bu özendirmeye rastlanamaz. Arap kültüründe ise teknik konularda yaratıcılığa izin verilirken, dini konularda izin verilmez. Diğer yandan, kimi kültürler uyum ve yapıya önem verirken, kimileri de yeniliği özendirmektedir. Sungur’un aktarımıyla, Torrance’in 1964 yılında Amerika Birleşik Devletleri,İngiltere, Fransa,Porto-Riko, Türkiye ve Yunanistan’da yaptığı araştırmada, 9-11 yaşlarındaki çocuklarda ıraksak düşünmeye karşı algılanmış baskıyı incelemiştir. Torrance bu araştırmasında; çocuklardan, alışılmamış karakterlere ilişkin hayvan hikâyeleri üretmelerini istemiştir. Çocukların ürettikleri bu öykülerin içeriği analiz edildiğinde; asıl baskı tipinin kendisi, anne-babası, arkadaşı ve toplum olduğu ortaya çıkmıştır. Baskı türü olarak öğüt verme, alay etme, uzaklaşmayı gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Baskı sonucu ise, uyum ya da direnme tepkisi ile cevaplanmıştır. Yaratıcılık ve zihni rahatsızlıklar Genellikle yaratıcı insanlar hem arkadaş canlısı, hem de akranları tarafından sevilen kişilerdir. Sosyal aktivitelere ilgi gösterirler, risk almaya ve yeniliği araştırmaya eğilimlidirler. Bu davranışları onları daha bağımsız ve gelenek dışı yaparken, aynı zamanda onları duygusal kararsızlığa götürür. Yaratıcı bireylerin psikolojik karakterlerinden biri de zihinsel hastalıklara eğilimli olmalarıdır. Yaratıcı insan diğer insanlardan biraz farklı, biraz çılgın ve garip davranışları olan insandır. Bütün okullar öğrencilerin ruh sağlığı ile ilgilenirler. Öğrencilerinin ruhsal çöküntülere uğramamaları ve sağlıklı bir kişilik geliştirmeleri için uğraşırlar. Yaratıcılığın söndürülmesi; yaşamdan doyumun engellenmesine ve yüksek düzeyde gerilimlere, sinir bozukluklarına neden olmaktadır. Yaratıcılığın şizofreniye değil; yaratıcılık yokluğunun sinirsel bozulmalara yol açtığına inanılmaktadır. Yaratıcılık, şizofrenlerin ruh sağlığını yeniden kazanabilmeleri için gerekli bir kaynaktır. Sağlıklı her bireyin gizil gücü olan yaratıcılık, hastalık değil normalin türevidir . Rollo May, büyük ressamlarda, heykeltraşlarda, yazarlarda ve müzisyenlerde uyumlu insanların çok nadir karşımıza çıktığını belirtir. Yaratıcılık ve özgünlüğün, kendi kültürlerine uymayan kişilerde bütünleştiği açıktır. Yaratıcılığın kendi özel kültürümüzde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleşmesi doğaldır. Van Gogh’un çılgınlıkları buna örnektir.
YARATICILIK VE SANAT Yaratıcılık yüzyıllar boyu olağanüstü insanlara özgü bir özellik olarak kabul edilmiş ve en çok güzel sanatlar alanında kullanılmıştır. Dahi ile deli arasında kıl payı bir ayrım olduğu gibi bilim dışı görüşler de yakın zamana kadar kabul edilegelmiştir. San’a göre yaratıcılık,“Sanatsal alanda baş yapıtların ortaya çıkmasına neden olan süreçler bütünü ve ayrıca bir tutum ve davranış biçimidir.” Baltacıoğlu’nun, sanatta yaratıcılık konusundaki şu sözleri ilginçtir: “... Sanat bir yaratıcı değil, bir uyandırıcı, bir coşturucudur. Estetik duygu insanda varolan ancak bilinçaltında kalan şehvet duygusu gibi biyo-psikolojik ya da sosyo-psikolojik duyguların uyanması, bilinç üstüne çıkmasıyla meydana geliyor. Böyle olunca her sanat eseri değer kuramında sıraladığımız, duygulardan birini aşılayan değil, bilinçaltında yaşayan türlü duyguları canlandıran, bilinç üstüne çıkartan bir teknik demektir.” Düşünmek, yaratıcı düşünme için bir ihtiyaçtır. Sanat ile yaratıcılığı güçlü bir şekilde birleştiren şey akıldır. Sanat; güzellik, mükemmellik, uyum ve düzen yaratır. Fantezilerden doğan, ulaşılmaz olan, ilk bakışta görülmez olan şeyleri bize görünür kılar.Zevk ya da hoşnutsuzluğa ifade kazandırır YARATICILIK Kavramlar ve Tanım Yaratıcılık kavramının Batı dillerindeki karşılığı “kreativitaet, creativity”dir. Latince “creare” kelimesinden gelir. Bu kelime, “doğurmak, yaratmak, meydana getirmek” anlamındadır (SAN, 1985). Günümüzde yaratıcılık, sanatta olduğu kadar, bilim ve teknikte de önem kazanmıştır. Bu sebeple, son yıllarda yaratıcılık, bilim adamlarının, tanımlamaya çalıştıkları bir kavram olmuştur (RAZON, 1990). Psikoloji alanında yapılan çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, kavram ve tanım hakkında yeni değerlendirmeler ortaya koymuştur. Ancak yine de yaratıcılık, psikoloji alanının tanımlanması zor kavramlarındandır. Yaratıcılığın, her alanda ve herkes tarafından bir davranış biçimi olarak sergilenebileceği düşüncesinin belirlenmesi, kavramı tanımlama konusunda çeşitliliğin oluşmasına sebep olmuştur. Pek çok araştırmacı yaratıcılığı tanımlamaya çalışmış; kimisi yaratıcılığı bir sezgi süreci olarak benimsemiş, kimisi ölçüm ve kişilik üzerinde durmuştur. Bu tanımlamalar, daha çok, tanımlamanın yapıldığı alanlara göre değişiklikler göstermektedir. Yaratıcılığın tanımlanmasında diğer bir inceleme şekli de süreç üzerinde durularak geliştirilmiştir. 1926’da Wallas, yeni beliren bu düşünceyi a) hazırlık, b) tasarım/kuluçka, c) düşünce geliştirilmesi, aydınlanması ve d) gerçeklik denetimi evrelerine ayırmıştır. Harmon’a (1956) göre yaratıcı süreç, ortaya yeni bir şey çıkaran herhangi bir süreçtir: Bu, bir fikir, bir nesne, yeni bir biçim ya da eski öğelerin değişik bir düzenlemesi olabilir. Harris (1959) ise, yaratıcılık sürecini altıya ayırır: a) gereksinmeyi gerçekleştirme, b) bilgi toplama, c) etraflıca bir konu üzerinde düşünme, d) çözümler hayal etme, e) gerçekliğini tesbit etme ve f) düşünceleri işleme çevirme. Süreç yaklaşımını vurgulayanlar arasında ressam, edebiyatçı, heykeltıraş, müzisyen gibi sanata yönelik kişiler görülmektedir. Yaratıcı kişi, yaratıcılık sürecinde davranışları konusunda içten bir anlayış ve sezişle, kendine özgü yeteneğini arttıracak bilgeliği elde eder. Bu görüşe göre, yaratma anındaki psikolojik düşünce yapısı ve çerçevesi en iyi ölçüt olarak kabul edilmektedir (ROUQUETTE, 1994; YAVUZ, 1996). Ölçüm yöntemini uygulayanlar arasında en başta Guilford anılabilir. Guilford (1950), dar anlamda yaratıcılığı, yaratıcı kişilere özgü olan niteliklerin incelenmesini önerir. Yaratıcı yetenekler, o kişinin söz konusu etmeye değer bir yaratıcılık ortaya çıkarıp çıkaramayacağını belirler. Guilford, yaratıcılığın, bilişsel yetenek türlerinin oluşturduğu testlerde yansıdığına inanır. Bu testler, uygulamalarda kişinin o konudaki yetersizliğini ortaya çıkarır (YAVUZ, 1996). Yaratıcılığın bilimsel incelenmesinde kişilik kavramının önemli bir yeri vardır. Bu araştırmalar; yaratıcı davranışta güdülenmenin incelenmesi ve yaratıcı kişilerin yaşam biçimlerine ait özellikleri, olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisi, yaratıcı davranışın, kişinin çevresiyle olan ilişkilerinde kişinin tüm yetenek güçlerinin gerçekleşmesini sağlayan bir oluşum görüşü; ikincisi ise, bastırılmış ya da kişinin kabullenemeyeceği tepilerin etkisinde yer alan yan ürün oluşumu, görüşüdür (YAVUZ, 1996). Aktüel yaratıcılık ve potansiyel yaratıcılık ayrımına giden Lowenfeld'e göre yaratıcılık, bireylerin değişken miktarlarda sahip oldukları ve durumlara bağlı olarak az çok ortaya çıkmaya elverişli bir tür özelliktir. Bir başka deyişle, kendini göstermek için uygun koşullarla karşılaşması gereken kişide bulunan bir potansiyel güç söz konusudur. Çok sayıdaki yaratıcılık testlerinin ortaya konmasının kökeninde de aynı görüş bulunur. Çeşitli teorik yaklaşımlar da bu yönelişten esinlenirler ve onu rafine ederler (ROUQUETTE, 1994).
Görüldüğü gibi yaratıcılık alanındaki geçmiş ve günümüzdeki sistemli araştırmalar, yaratıcılığın ne kadar karmaşık ve bir o kadar da tanımlanması zor bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır. Bilim adamları yaratıcılıkla ilgili olarak, doğuştan getirdiğimiz ve her kişiye normal olarak dağıtılmış bir özellik, bir yetenek olduğu konusunda birleşmektedirler. Bu sebeple yaratıcılık, kişilerin günlük hayatta, karar verirken, yorum yaparken, her an kullandığı gerçek bir kaynaktır. Tanım denemeleri ve tartışmaları 1950-1985 yılları arasında kesintisiz devam etti. Son zamanlarda yaratıcılığı, tahlil ve arşiv çalışmalarından elde edilen verilere dayanan zihinsel süreçler veya kişilik özellikleriyle tanımlamak yerine, ortaya çıkan özel davranışların sonuçlarına (ürüne), bu özel davranış alanlarıyla ve yaratıcılık konusuyla ilgili olan kişilerin verdiği hükümlere bağlama eğilimi, literatüre hakim olmuş gibidir. Yaratıcılık üzerinde önemli araştırmalar yapmış olan Torrance, yaratıcılığı şöyle tanımlamaktadır: “Sorunlara, bozukluklara, eksik bilgilere, kaybolmuş unsurlara, uyumsuzluklara karşı duyarlı olma; zorluğu tanıma, çözümler arama, tahminler yapma ya da yeni varsayımlar kurma, bunları değiştirme veya yeniden deneme ve sonuçlarını inceleme” (HAENSLY ve REYNOLDS, 1989). Vernon ve diğerlerine (1977) göre yaratıcılık: “İnsanın sosyal, manevî, estetik, bilimsel ve teknolojik değeri olduğu kabul edilen yeni fikirleri, görüşleri, buluşları veya artistik objeleri üretme kapasitesidir”. Barlett’in “ana yoldan ayrılma, deneye açık olma, kalıplardan kurtulma” şeklindeki yaratıcılığı tanımlamasının yanı sıra, daha çok sanat alanındaki yaratıcılık üzerinde duran Read, yaratıcılığı ”önceden biçimi ve hiçbir yüzü olmayan bir şeyin varlık kazanması” şeklinde tanımlamaktadır. Landau’nun yaratıcılık tanımı ise şöyledir: “Daha önce kurulmamış ilişkiler arasında ilişkileri kurabilme, böylece yeni bir düşünce şeması içinde, yeni yaşantılar, deneyimler, yeni fikirler ve yeni ürünler ortaya koyabilme becerisi”(SAN, 1985). Dikkat edilirse, hangi tür tanım olursa olsun, her tanımın içinde “yeni” ya da “yenilik” gibi kavramların ortak olarak kullanıldığı fark edilecektir. Öyleyse yaratıcılık, bilinenin, alışılmış ve kalıplaşmış olanın tam karşıtı olan bir davranış biçimi ya da düşünme sürecidir. Bu süreçte bilinene, tekrara, alışılmışa, kurallara ve sınırlara yer yoktur
SANATTA YARATICI DÜŞÜNME Sanat Eğitiminde hayal gücünün görsel kayıtlarla zenginleştirilip araştırmaya yönelinmesi ve değerlendirmeler söz konusudur. Yaratıcılık evrenseldir, farklılıklarına karşın herkeste bulunabilir. İşte bunun eğitimle geliştirilmesi söz konusudur. Bunun için çevreye, insana duyarlı olmak gerekir. Bu duyarlılık yaratıcılığı da beraberinde getirecektir mutlaka. Görme, anlama, ilişkilendirme, merak yeni doğumların nedenidir. İşte bu da doğru bir eğitim anlayışına tabii tutulduğunda doğumun sağlıklı olmasına neden olacaktır. Yoksa doğum baştan değil ayaklardan başlar. Öğretim elemanı, anlatmanın çeşitli yolları olduğunu vurgulama rehberliğinde bulunurken hoşgörü çerçevesinde de öğrenciyi özgür bırakabilmelidir. Tüm bunların çok küçük yaşlarda başlaması gerekir ki yaratıcılık konusunda başarı artabilsin. Düşüncenin, yaratının değeri çok erken yaşlarda verilmelidir. Yaratıcı süreç de her şeyde olduğu gibi gereksinmeler çerçevesinde varlığını sürdürür. O halde öğrenciyi doldurmak değil; gereksinmelerine yanıt aramak, aramasına olanak tanımak daha doğru olur. Şunları hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıdır; tüm bireyler değişik alanlarda yaratıcı yetilere sahiptir. Herkesin ilgi alanı gibi yaratı alanı da farklıdır ve yaratıcılığa giden yol gereksinmeden, duyarlılıktan geçer. Yeni yöntemler sınanırken, doldurma yerine ilgi ve kapasite farklılıkları hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Öğretim elemanı bunu hep canlı tutmalıdır. Bu olguyu zenginleştirmek aileye ve öğretim elemanlarına düşer. Yapıcı eleştiri de olumlu tavır için bir göstergedir doğrusu. SLOVHOVER, yaratıcı sürecin bir düş yolculuğu olduğunu her an ortaya çıkacağını savunur. Sanat ve kültürde yaratıcı süreç simgeye çevrilir. Eğitim sürecinde de gerçekleştirilen budur. FREUD, insan zihninde şiirsel bir güç olduğuna inanır. JUNG, yaratıcılığı bilinçaltına dayandırır. RANK’ a göre ise; sanatçı, irade ve işlem adamı, başka bir deyişle yaratıcıdır. Ama tüm bunların kaynağı ne olursa olsun yaşam ve ölüm her şeyi belirliyor galiba. Ölümsüz olabilmenin tadı sanatta doyasıya var. Var olmanın dayanılmaz hafifliği gibi, sevginin paylaşımı, yaratılanların paylaşımı; işte gerçek olan bu. Önemli olan bunun doğumunu ve gelişimini sağlıklı yapabilmektir. Ailede başlayan bir şeyler olmalı; çocuğun yapısına, farklılığına değer verme gibi.. Bu örüntü, eğitimde sağlıklı bir şekilde devam etmeli. Çünkü J. DEWEY’e göre “eğitim sosyal değişime açılan bir yoldur”. Daha iyiye, daha güzele, daha insansılığa yürüme gerekliliği, kaliteli bir yaşamın denek taşlarıdır. Dünyanın % 70’i su, insan vücudunun%70’i su olduğu gibi dengede olunca günlük yaşam, ya da kağıda, tuvale, mekana, sese, devinime dönüştürülen yaratı yerini bulacaktır. Tıpkı vücudun biyolojik yaşamını sürdürebilmesi için ne istediğini bilmesi gibi. Bunlar özgüvenle gerçekleşir. Demek ki eğitimin ereklerinden biri de öğrenciye özgüvenini sağlamaktır. Bu da bireysel eğitimle olacaktır, kitle eğitimiyle değil. “Yaratıcılığı ortaya çıkarmak ve geliştirmek için bir tür sorun çözme olarak ele alındığında, yaratıcılığı etkileyecek ve deneysel olarak kullanılabilecek değişkenler üzerinde durulması yarar sağlayacaktır”. (Halide S.YAVUZ) Bu durumda Sanat Eğitiminde öğrenciyi araştırmaya yönlendirmek en doğru yöntemlerden biri olacaktır. Bunun beslenmesi de çok önemlidir. Okuyarak, gezerek, izleyerek vs. Yaratıcı bireyin özelliklerinden birkaçı; · Başarılıdır, · Yaratıcı insan düzen gereksinmesi ile güdülüdür. BARON (1958) · Meraklıdır · Öz kanıtlama içersindedir. · Özgürdür · Yüksek üretim gücüne sahiptir · Kuşkuludur · İlgi alanları çok yönlüdür · Estetiksel yargı içindedir · İçe dönük bir yapısı olabilir · Coşkuludur · Önsezilidir · Etkileyendir. Sanat Eğitimi; bireyin duygu, düşünce ve izlenimlerini anlatabilme yeteneklerini ve yaratıcılık gücünü estetik bir düzeye ulaştırma amacıyla yapılan tüm eğitim çabasına denir. Böyle bir çalışma bireyler arası diyalog sağlar ve eşit hakları amaç edinir. İçinde özgürlüğü taşıdığı için sanat, toplum normlarıyla çakışma gösterir, bu da yaratıcılığa temel sağlar. Bireyin sessizliğini giderir; yetilerini harekete geçirerek kendilerine güven sağlamak Sanat Eğitimi ile gerçekleşir. Sanat Eğitimi ikilidir. Sanattan anlayan, onu seven, bilinçle izleyen bireyler yetiştirmenin yanında sanatı yaşam biçimi yapacak bireylere hitap etmek ve sanatçıya çalışma ortamı hazırlamaktır amaç. Eşit hakların sağlanmasında Sanat Eğitimi salt düşünce oluşumu değil, aynı zamanda bir öğrenme sürecidir. Bu hakların sayılması bireyin başarılı bir toplum yapısında yükselme şansını artırır. Ona uğraşlarında objektiflik kazandırır. Sonuçta Sanat Eğitimi; estetik duyarlılık kazandırır. Duygu ve düşüncelerin başka insanlara bu yolla ulaşmasını sağlar. Öğrencinin zihinsel ve algısal yetileri gelişir. Yaratıcı bir düşünce tarzı kazandırır. Sürekli çevresini sorgulayan, eleştiren ve değerlendiren bireyler yetişir. Bu bağlamda sanat eğitimini gerekli kılan etmenleri de şöyle sıralayabiliriz. Toplumsal neden; günümüzde Sanat Eğitimini gerekli kılan en önemli neden; toplumun giderek sanayileşmesi ve insanların mekanik bir ortama yöneltilmesi sonucu bireye duygusal bir takım değerler yüklemedir. Sanat Eğitimi; doğa, madde ve insan arasında ilişki geliştirmeyi sağlar. Psikolojik neden; bireyi, üstün kılan tasarım ve yaratma yeteneğidir. Sanat Eğitimi bu yetiyi en özgür uygulama alanıdır. Yaratma olayı psikolojik olarak algılamaya yöneliktir. Algı, duyu organlarımız yoluyla çevre hakkında edindiğimiz bilgilerin toplanması ve yorumudur. Ancak bireyde bulunan yaratma gereksinmesi kısıtlanırsa ruhsal yönden uyumsuz bir insan haline döner. Halbuki Sanat Eğitimi; algılama, yaratıcı düşünme - hayal gücü geliştirilme, analiz ve sentez, yaratıcı problem çözme ve yorumlamayı içerir. Estetik neden; estetik, bireyde ayırt edici kuvvettir. Bu, seçme olayını da beraberinde getirir. Bu da Sanat Eğitimini gerekli kılar. Yaşamın getirileri ve sorunları yaratıcı süreçle çözümlenebilir. Bu, Bilim Eğitiminde de böyledir, Sanat Eğitiminde de ve yaşamın içinde de. Bu bağlamda Sanat Eğitimi, okullarımızın ilkinden sonuncusuna kadar verilmelidir. Sanat Eğitiminin yorumuna dair: SANAT EĞİTİMİ, bireyin duygu, düşünce ve izlenimlerini anlatabilmede yeteneklerini ve yaratıcılık güncünü estetik bir düzeye ulaştırmak amacı ile yapılan tüm eğitim çabasına denir. Sanat eğitiminin bir başka yararı da kişisel bütünleşmedir. Bu, sanatın ara sıra sembolik ifadeler aracılığıyla gerilimleri azaltması yönündeki katkısıdır. Sanat eğitimi, teknik becerilerin gelişmesini de sağlar. Resim ya da çizimle de, müzik ya da diğer bir güzel sanat dalında da beceri kazanma aracı olmasıdır.
SANAT EĞİTİMİNİN GEREKLİLİĞİ · Uygar bir toplum yaratır · İnsan ruhunu yüceltir, ruhsal gereksinmeleri doyurulur · Dengeli bir birey yaratır · Zihinsel yetileri geliştirir. · Kendine güvenen insan yetiştirir. · Teknolojik yoğunlaşma karşısında denge oluşturur. Sanat eğitimindeki değişmeler, toplumdaki bilimsel, teknolojik, kültürel, siyasal değişmelere de bağlıdır. Aynı biçimde bir toplumsal kurum olarak “okul” ve bir toplumsal bilim ve düzence olarak “eğitim” de değişime uğrayacaktır ve uğramaktadır.Sanat eğitimi, öğrenme süreçlerinin en iyi biçimde düzenleyip yönlendirdiği sanat etkinlikleri sürecinin sonunda katılanlar, dolaysız olarak yaşadıklarının ve denetlediklerinin birer yaratıcı anlatıma kavuştuğunu, “kendini ifade”, “kendini gerçekleştirme” olgularının gerçekleştiğini görürler. Gerçekle, madde ile dolaysız olarak kurulan bağ, hem gerçeklerin hem de benzer süreçlerden geçen her türlü yaratmanın, özellikle sanat ürünlerinin anlaşılıp değerlendirilmesini ve yorumlanmasını güçlendirir. Bu tür etkinlikler; eski ve yeni sanat yapıtlarının incelenmesi, sanat akımlarının, onların üsluplarının ve ünlü sanatçıların tanıtılması gibi bilgilerle de desteklenir. Böylece hem üretici hem alıcı, yani sanat tüketicisi için de dengeli bir yetişme sağlanır. Sanat eğitimi, eğitim-öğretim çocuğun imgeleminin canlı tutulup yaratıcılığa çevrilebileceği biçimde tasarlanmalıdır. Yeteneklerin çeşitliliğini hesaba katmayı bilen, derinliğine bir öğretim gereklidir. Çünkü yaratıcılık, aklı da bir dereceye kadar kullanarak birtakım tekniklerin kazanılmasına bağlıdır. Sanat eğitiminden, salt görsel ve plastik alandaki eğitim değil, tüm ifade tarzlarını kapsayan bir eğitim anlaşılmalıdır. Bilinç, yargılama ve usa vurma güçlerinin aslında zekaya dayalı tüm duyumların ve duyguların eğitimidir. Bireyin nesnel dünyadan edindiği algılar ve bunlara ait imgeler yanında, içten gelen ve herkeste bulunan imgelerle, alt-bilinçte oluşan imgeler bulunur. Bunlarda bir tür anlatım biçimi, dili olup, sanat etkinliğinin temel öğelerindendir ve bunlarda eğitilebilirler. Eğitimin genel amacı, her bireyde kişiliğin gelişmesine yardımcı olmaktır. Bunu gerçekleştirmek için de Sanat Eğitimi-estetik eğitim şarttır.
SANAT EĞİTİMİNİN AMAÇLARI: · Tüm algı ve duyum tarzlarının doğal yoğunluk ve yeğinliğini korumak, · Çeşitli algı ve duyum tarzlarının birbiriyle ve çevresiyle bağlantısında uyum sağlamak, · Duyguların anlaşılabilir, paylaşılabilir biçimde anlatımını sağlamak, · Zihinsel yaşantıların anlaşılabilir biçimde anlatımını sağlamak (düşünce, duygu, duyum, sezgi). Bunların eğitilmesi, kişiliğin gelişmesine neden olacaktır. (READ) Sonuçta, iyi bir okul önemlidir. Ama ondan daha önemli olan bireyin kişiliğidir. Bu nedenle iyi bir okuldan vasat, kötü bir okuldan ise iyi bir şekilde mezun olunabilir. Nitekim eğitimci yetiştirme amacı taşımayan Sanat okullarından mezun olanlar sanatçı olarak yetiştirilmezler. Bu, insanın kendisindedir, içindedir. Gelişmesi okulda olur, kararı kendisine aittir. Bunun ekimi anne karnında başlar, çevrenin doğru yönlendirmesiyle gelişir. Bunun için eğitim özellikle Sanat Eğitimi doğru ve bireysel bağlamda verilirse yaratıcılık gelişir, mezun olanların alımları yeterli ve kendi gelişimine açık olur. Demek ki başkalarının peşinden giden değil kendi olanlar yaratıcılığa açıktır. Buna olanak tanıma veya tanımama, eğitimciyi ilgilendirir öncelikle. Tabii anne de bir eğitimcidir. Bu anlamda annenin eğitimi de çok önemlidir.
YARATICILIK VE EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ BOYUTU Yaratıcılık, eleştirel bakmak, yeni önermelerde bulunmaktır. Daha önce aralarında ilişki kurulmamış nesneler yada düşünceler arasında ilişki kurulmasıdır. Alışılmışın, bilinenin dışında, farklı, yeni, özgün olmak, problemi görmek, farklı çözüm yollarından giderek yeni sonuçlar çıkartmaktır. Yaratıcılık dünyayı, kendimizi değiştirme eylemliliğidir. Sanatsal yaratma, değiştirme sürecinde öznel iç yaşantının farklı dışa vurumudur. İnsanın deneyimleri, duyarlılığı, algılama tavrı ile yeniden üretimi gerçekleştirmesidir. Öznelin nesnelle diyalektik buluşmasında yeni ilişkilerin bulunması, keşfedilmesidir. Rüyalar, hayal gücü, espri ve düşünsellik, dikkat, yargılama, uslamlama sonucu oluşturulan eylemde sonuca farklı yollardan ulaşmadır yaratıcılık. Yaratıcı insan, yaratıcı süreç içinde geçmişinden, entelektüel birikiminden, deneyimlerinden,algılarından, hayal gücünden yararlanarak, çevresini bu bağlamda değerlendirip aktarma yetisi çerçevesinde sezgi ve araştırma ile özgürce yaratıcı ürünler, yapıtlar oluşturur, farklı önermelerde bulunur. Bu nedenle mevcut olaylar, kuramlar yeniden ele alınır, ancak bakış açısı farklıdır. Gidilen yol orijinaldir. Varılan sonuç özgündür. Bu duyarlılık sürecinin sonucunda yenilik vardır. Yaratıcılık sanat yapıtında olduğu kadar, bilimde ve güncel yaşamda da geçerlidir. Corbusier, “yaratıcılık sabırlı bir araştırmadır” demiştir. Bilgi ve deneyim birikiminden yararlanarak sentezleme sonucu yeni ürünler ortaya koymak gerekir yaratıcılık söz konusu olduğunda. Birbiriyle farklı olan, ilişkisi olmadığını sandığımız şeylerin ilişkisini kurmak ve yeniyi yaratmak gerekir. Matisse, “görmek yaratmanın başlangıcıdır” demiştir. Yaratma bir serüvendir, bir heyecandır, bir duyarlılıktır, kuvvetli bir hayalgücüdür. Bunun için de görmeyi bilmek gerekir. Gözümüzden kaçırdığımızı bilgiyle yakalamalıyız. Bu nedenle bol bol okumalıyız. Türkiye’de bu konudaki eksiklik, okuma alışkanlığının azlığı yürekler acısı bir konudur. İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde görevliyken ilk bir iki yıl bir şey çok dikkatimi çekmişti. Lüleburgaz’dan gelen öğrencilerin çok güzel okuma alışkanlığı vardı. Hem de güzel kitaplar, yazarlar okuyorlardı. Sorduğumda Yazın öğretmenlerinin yönlendirdiğini söylemişlerdi. Hep o Yazın öğretmeniyle tanışmak ve kutlamak istemişimdir. Ne güzel bir devrim yaratmış . Gerçi yine de A. Güzel Sanatlar Lisesinde olan çocuklar, düz lisede okuyanlardan daha çok okuma alışkanlığına sahiptiler. Sanat kültür getirir. O lisede dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı. Bunu da, çok çalışkan bir öğrencimde yaşamıştım. Her dersime ( Grafik Tasarım, Temel Sanat Eğitimi ) girdiğimde ilk soru olarak, şu sıralar ne okuyorsunuz, kitabın adı, yazarı hatta yayınevini sorardım. Öğrencinin biri seçtiği yazarın tüm kitaplarını okurdu hep. Ben ayrıca gittikleri sinema, tiyatro, sergi konferans ve saydam gösterilerini de sorardım. Aşağı yukarı bunları da takip etmesine karşın farklı olaylar arasında ilişki kuramaz, bir görsellikteki ( film ) alıntıları diğer bir alana, Grafik Tasarımdaki araştırmalarına harmanlayarak eklemleyemezdi. Çok çalışkan olduğu için kurtarıyordu bazı şeyleri... Demek ki tüm bunlara karşın bazı şeyler vardı eksik kalan, kendisine verilmeyen, alıştırılmayan. Bu nedenle doğuştan gelenlerin yaşantıda yeşertilmesi çok önemli. Yoksa o güzelim yetiler yok olup gidiyor. Yaratıcılık kendini tanımayla başlar. Bizler ise tüm dünyayı sorgularız, bunu doğruda yaparız ama bir kişiyi sorgulamayı unuturuz. Kendimizi. İçinden geleni yapmak gerekir yaratım adına Ancak bizler “elalem ne der” diye yetiştirilmişizdir çoğu kez. O baskıyla saklarız içimizdeki çocukluğu, güzelliği, hayalleri, ütopyaları... Esprili, neşeli olmak hafif olmakla karıştırılır bazen de. Tıpkı samimiyetin laubalilikle, özgürlüğün laçkalıkla, disiplinin despotlukla karıştırılması gibi. Halbuki espride yaratmanın ta kendisidir. Farklı düşünmek insanı toplumdan soyutlar diye korkarız.
__________________
29 Nisan 2009 Çarşamba
ETKİN ÖĞRENME
ETKİN ÖĞRENME NEDİR ve NASIL İŞLER
İnsan gelişimi ve büyümesi üzerine temel varsayımlar
* İnsanları kapasitesi yaşamları boyunca değişime uğrar. İnsanlar olgunlaştıkça kapasiteleri de artacaktır.
*İnsan gelişiminin genel kurallarının yansıra birde insanın doğuştan sahip olduğu kendine özgü bir yapısı vardır. Karakter dediğimiz bu yapı başkalarıyla iletişim sonucu birbirini etkileyerek farklılıklarla ilerleme sağlar.
Öğrenme daima , her bir insanın karakteri, yeteneği ve olanakları doğrultusunda meydana gelir.
Öğrenci verilen bir etkin gelişme ortamında cesaretlenir, yardım eder, yardım alır; amaçları ve kabiliyetleri doğrultusunda benzersiz modeller oluşturabilir. Genelme yapar, hatırında tutar ve öğrenir.
Geçmişteki deneyimlerini ve gelecek hakkındaki düşüncelerini dile getirebilir.(M.Hohman )
Etkin öğrenme
İşittiğimi unuturum.Gördüğümü anımsarım.Yaptığımı öğrenirim...
Confucius
Cofucius'un bu sözleri etkin öğrenme gereğini ortaya koymuştur.
Ben ne duyar , unuturum.
Ben duyduğum ve gördüğüm şeyi biraz hatırlarım.
Ben duyar, görür ,soru sorar ve konu hakkında tartışırsam ;anlamaya
başlarım.
Ben duyar, görür , tartışır ve uygularsam ; bilgi ve beceri elde
ederim
Ben başkalarına öğretirsem ; daha da iyi öğrenirim.
Bu öğeler ışığında , sınıftaki ders ortamı incelendiğinde şu sonuçlar görülür:
Öğretmenin konuşma hızıyla , öğrencinin dinleme hızı aynı oranlarda değildir.
Çoğu öğretmen dakikada yaklaşık olarak 100 - 200 kelime söyler. Fakat öğrenci aynı oranda kelimeleri hatırlayamaz. Çünkü çoğu öğrenci gerçekte dinliyor gibi davranırlar. Ayrıca çok iyi konsantre olmuş ve konuya gerçekten ilgisi olan bir öğrenci dahi 50 - 100 civarında kelime hatırlar.
Öğrenciler , öğretmeni dinlerken düşünürler. Öğretmenin daha fazla konuşmasıyla birlikte düşünceleri de devam eder.
Konu ilgi çekici ise çoğu öğrenci konsantre olacaktır, ancak birde ilgi çekici değilse konsantre olmayacaktır. Öğretmen ne kadar anlatırsa anlatsın öğrenci dinlemeyecektir, dinliyor gibi görünüp başka şeyler düşünecektir. Öğrenciler gerçekten konsantre olup dikkatlice dinlerlerse dakikada yaklaşık olarak 400 - 500 kelimeyi dahi hatırlayabilir.( M. Silberman )
Yapılan araştırmalarda : Belirli bir temel grupta yapılan incelemede ;zamanın
% 40' ında dikkatlerinin dağanık olduğu görülür.( Pallio 1984 )
Öğrencilerin , konuşmayı dinledikten sonra, ilk on dakikanın % 70' ni, son on dakikanın % 20' sini hatırlarlar. ( Mc.Keachie )
Psikoloji kursu almış öğrenciler, daha önce hiç kurs almamış öğrencilere oranla % 8 daha fazla bilirler. (Ricgard et al. l988 )
Bu konuda Johnson - johnson & Smith , l99l incelemeleri şu şekildedir:
* Geçen süre ile birlikte öğrencilerin ilgisi de azalır,
* Ele alınan konu yada konuşma ancak ilgi duyan öğrencilerin hoşuna gider,
* Bilgilerin öğrenilmesi konusunda daha az geliştirir..
* Öğretmen , bütün öğrencilerin aynı bilgilere aynı oranda sahip olmalarını bekler...
* Öğrenci ise böyle düşünmez...
Sonuç olarak konuları uzun uzadıya anlatmak sadece zaman kaybı olacaktır.
Görsel ögeler; konuşma esnasında kullanılırsa , öğrenme % l4 den % 38 ' e çıktığı görülür.( Pike l989 )
Beyin nasıl çalışır ?
Beynimiz genelde şu sorular sorar...
- Bu bilgiyi daha önce duydum mu ?
- Bu bilgiyi daha önce gördüm mü ?
- Bu bilgi nereye kadar sürer? Bununla ilgili ne yapabilirim ?
- Geçen yıl geçen ay, ya da dün aynı düşüncede olduğumu varsayabilir miyim ?
Eğer insan diğer kişilerle bilgileri bu şekilde düşünerek tartışırsa, soru sormaya devam ederse beynimiz daha iyi iş yapar ve öğrenir.
John Holt ' a göre bir şeyi öğrenmek için önce " Nasıl iyi anlalayacağımız " elde edilmesi gerekir.Öğretme ortamında ise :
* Öğrencilerin kendi düşüncelerindeki bilgi durumu,
* Örnekler verme
* Dış etkenlerin ve çevrenin etkisi olabileceğini onaylamak.
* Öğretimde çeşitli yollar denemek.
* Konu hakkında sohbet etme ve konunun zıddını göstererek anlatma,
* Sonucu önceden görmek...
Beynimiz , nasıl düşünüp nasıl bileceğimiz konusunda , öğrenmeye ihtiyaç duyar.
Öğreneceği bilginin işine yarayacağını bilmesi halinde öğrenci daha kalıcı bilgi edinecektir.
ETKİN ÖĞRENME STRATEJİLERİ
Genellikle geleneksel yöntemlerde öğretmen etken rolde yer alırken , öğrenciler edilgen bir yapı arzederler. Günümüzde ise öğrenci merkezli eğitimin daha yararlı olduğu ortaya konulmuştur. Etkin öğrenme de öğrenciyi temel alan öğrenme yöntemlerinden biridir.
Etkin öğrenme çerçevesinde yararlanılabilecek bir çok strateji bulunur. Alternatif olarak öğretmen , öğrenciler etrafında çeşitli öğrenme teknikleri kullanabilir. Örneğin : Soru sorma, değişik tarzda konuşma, beyin fırtınası, test ve kısa sınavlar , sonuç ....gibi.( S.Turnwold )
Etkin Öğrenme birbiriyle alakalı üç faktörden meydana gelir :
1- Temel Öğeler
2- Öğrenme Stratejileri
3- Öğretme Kaynakları
Öğrenmeyi zenginleştiren bu unsurlar, başka unsurlarla da çoğalırlar.
TEMEL ÖGELER
Konuşma ve Dinleme
Yazma
Okuma
Yansıtma
ÖĞRENME STRATEJİLERİ
Küçük gruplarla Problem Çözme
Grup Çalışması Günlük Tutma
Konu Sunma
Tartışmalı Öğrenme
ÖĞRETME KAYNAKLARI
Okumalar
Ev Ödevi Sorumlulukları
Öğretme Teknolojisi
Hazır Eğitim Materyalleri
Dış Konuşucular
Eğitimsel Televizyonlar
ÖĞRENME STRATEJİLERİ
1- Rol yapma- Oyunla ifade
Öğretmen , karakterlerle roller arasında ilgili konu ile ilgili olarak , hem hayali hem de gerçek birtakım bağlar oluşturur. Örneğin tarihsel bir bağı olan rollerde öğrencilerin bu ilişkiyi çözmeleri istenir. Öğrenciler kendi karakterleri ve canlandırdığı rolleri arasında dramatik bir etkileşim sağlar böylece öğrenci doğaçlama yaparak rolünü oynar.
2-Ortak Problem Çözme
Kavramları ve problemleri çözümlemede bazen karmaşıklık yaşanmaktadır.
Ortak problem çözme alıştırmaları, öğrencilerin bir grup oluşturarak biraraya gelmelerine sebep olur., ayrıca problemi ele alıp farklı bakış açılarıyla çözmelerinde etkili olur. Örneğin; tarihsel bir olayı ele alması, edebi bir metnin incelenmesi gibi. Burada problemin çözümlenmesinden ziyade, problemin doğal halinin yeniden etraflıca ele alınması sözkonusudur.
3- Takvim Notları
Öğrenciler ; ulusal, bölgesel tatile çıkmak konusunda teşvik edilmelidir. Örneğin tarihsel yerleri ziyaret etmiş olmak tarihi konuların daha iyi kavranılmasında etkili olacaktır.
4-Modeller
Öğrenciler basit modeller oluşturmak için cesaretlendirilmelidir. Öğrencilerin direk anlayabilmesi için , soru sorması cesaretlendirilmelidir.
5- Bilinç Benzerleri
Öğrenciler çok yölü düşünmeye cesaretlendirilmelidirler. Yol, yöntem , ifade vb birçok konuda farklı düşünceler üretebilmelidir.
ETKİN ÖĞRENME İÇİN PEDOGOJİ
Etkin Öğrenme adına ilk varsayım :
* Öğrenme , doğal bir süreçtir,
* Farklı İnsanlar farklı yönlerde öğrenir,
* Eğitim Süreci aslında kişinin kendi gelişimidir. Kişi kendisi bilgi alabilir ve kendisini geliştirir. Böylece öğrencinin kendi bilgisi üzerine bilgi inşa etmesine sebep olur. Piaget' nin de belirttiği üzere ; çocuklar bilgiyi pasif olarak alamazlar. Öğrenciler sınıf ortamı içerisinde birbirlerinin psikolojik durumlarından ve psikolojik ortamdan etkilenirler...
Bu stratejiler çocukların deneyimleriyle organize edilebilirler. ( Meyers, 1986 )
PİAGET 'NİN ÇOCUĞUN DİLİ VE DÜŞÜNCESİ HAKKINDA KURAMI
Piaget , çocuk düşüncesini ; merkezi ve birleştirici bir olgu etrafında kendine özgü bir mantığı olan bir bütün olarak görür. Çocuk düşüncesini " Güdümlü Düşünce "
ve " İçe Yönelik Düşünce " olarak iki kısımda inceler. Çocuk düşüncesinin köken olarak içe yönelik olduğu, toplumsallaşmanın da etkisiyle belli bir süreç içerisinde
" gerçekçi bir düşünceye " dönüştüğünü belirtir.
Çocuğun mantıksal yapısıyla birlikte , düş gücünün de varlığı bu yüzden çocuk zekasını ele alırken ikisinin birarada düşünülmesi gerektiğini vurgular.
Çocuk düşüncesinin ayırt edici nitelikleri hakkında ; çocuklarda eksik olan özelliklerden ziyade, var olan özellikler üzerinde durmuştur.
Piaget'nin Eğitim Üzerine Temel Prensipleri
* Kaç yaşında olursa olsun öğrenciler , öğretmenleri ile birlikte elverişli bir ortamda etkinlikte bulunmaya ihtiyaçları vardır. Öğrenciler materyallerle birlikte , mantısal stratejilerini geliştirirler, yaratıcı olma yolunda yeni bilgiler öğrenirler.
Dört ana strateji :
Konuşma
Dinleme
Yazma
Yansıtma
Bu stratejiler ; öğrencinin kendi kendini aydınlatmasını , soru sorarak kendi bilgilerini pekiştirmesini ve kendi bilgilerini kendine mal etmesine izin verir...
Öğrencilerin nasıl daha iyi çalıştığı , nasıl daha iyi anladığı keşfedilirse; bu stratejileri kullanmada öğrenciler cesaretlendirilecektir.
KAYNAKÇA
1- Hohmann, M. ; Educating Young Children
2- Meyers, Chet - Thomas B.J. ; Pramating Active Learning
3- Bombardi, L. ; Active Learninig Strategies For Humanities Curricula
4- Silberman , M. ; Active Learning 101 Strategies to Teach Any Subject
5- Seeler, D.C. ; From Teaching to Learning Structures and Approaches to Active Learning
6- Vygotsky , L.S. ; Çev: S. Koray ; Düşünce ve Dil
İnsan gelişimi ve büyümesi üzerine temel varsayımlar
* İnsanları kapasitesi yaşamları boyunca değişime uğrar. İnsanlar olgunlaştıkça kapasiteleri de artacaktır.
*İnsan gelişiminin genel kurallarının yansıra birde insanın doğuştan sahip olduğu kendine özgü bir yapısı vardır. Karakter dediğimiz bu yapı başkalarıyla iletişim sonucu birbirini etkileyerek farklılıklarla ilerleme sağlar.
Öğrenme daima , her bir insanın karakteri, yeteneği ve olanakları doğrultusunda meydana gelir.
Öğrenci verilen bir etkin gelişme ortamında cesaretlenir, yardım eder, yardım alır; amaçları ve kabiliyetleri doğrultusunda benzersiz modeller oluşturabilir. Genelme yapar, hatırında tutar ve öğrenir.
Geçmişteki deneyimlerini ve gelecek hakkındaki düşüncelerini dile getirebilir.(M.Hohman )
Etkin öğrenme
İşittiğimi unuturum.Gördüğümü anımsarım.Yaptığımı öğrenirim...
Confucius
Cofucius'un bu sözleri etkin öğrenme gereğini ortaya koymuştur.
Ben ne duyar , unuturum.
Ben duyduğum ve gördüğüm şeyi biraz hatırlarım.
Ben duyar, görür ,soru sorar ve konu hakkında tartışırsam ;anlamaya
başlarım.
Ben duyar, görür , tartışır ve uygularsam ; bilgi ve beceri elde
ederim
Ben başkalarına öğretirsem ; daha da iyi öğrenirim.
Bu öğeler ışığında , sınıftaki ders ortamı incelendiğinde şu sonuçlar görülür:
Öğretmenin konuşma hızıyla , öğrencinin dinleme hızı aynı oranlarda değildir.
Çoğu öğretmen dakikada yaklaşık olarak 100 - 200 kelime söyler. Fakat öğrenci aynı oranda kelimeleri hatırlayamaz. Çünkü çoğu öğrenci gerçekte dinliyor gibi davranırlar. Ayrıca çok iyi konsantre olmuş ve konuya gerçekten ilgisi olan bir öğrenci dahi 50 - 100 civarında kelime hatırlar.
Öğrenciler , öğretmeni dinlerken düşünürler. Öğretmenin daha fazla konuşmasıyla birlikte düşünceleri de devam eder.
Konu ilgi çekici ise çoğu öğrenci konsantre olacaktır, ancak birde ilgi çekici değilse konsantre olmayacaktır. Öğretmen ne kadar anlatırsa anlatsın öğrenci dinlemeyecektir, dinliyor gibi görünüp başka şeyler düşünecektir. Öğrenciler gerçekten konsantre olup dikkatlice dinlerlerse dakikada yaklaşık olarak 400 - 500 kelimeyi dahi hatırlayabilir.( M. Silberman )
Yapılan araştırmalarda : Belirli bir temel grupta yapılan incelemede ;zamanın
% 40' ında dikkatlerinin dağanık olduğu görülür.( Pallio 1984 )
Öğrencilerin , konuşmayı dinledikten sonra, ilk on dakikanın % 70' ni, son on dakikanın % 20' sini hatırlarlar. ( Mc.Keachie )
Psikoloji kursu almış öğrenciler, daha önce hiç kurs almamış öğrencilere oranla % 8 daha fazla bilirler. (Ricgard et al. l988 )
Bu konuda Johnson - johnson & Smith , l99l incelemeleri şu şekildedir:
* Geçen süre ile birlikte öğrencilerin ilgisi de azalır,
* Ele alınan konu yada konuşma ancak ilgi duyan öğrencilerin hoşuna gider,
* Bilgilerin öğrenilmesi konusunda daha az geliştirir..
* Öğretmen , bütün öğrencilerin aynı bilgilere aynı oranda sahip olmalarını bekler...
* Öğrenci ise böyle düşünmez...
Sonuç olarak konuları uzun uzadıya anlatmak sadece zaman kaybı olacaktır.
Görsel ögeler; konuşma esnasında kullanılırsa , öğrenme % l4 den % 38 ' e çıktığı görülür.( Pike l989 )
Beyin nasıl çalışır ?
Beynimiz genelde şu sorular sorar...
- Bu bilgiyi daha önce duydum mu ?
- Bu bilgiyi daha önce gördüm mü ?
- Bu bilgi nereye kadar sürer? Bununla ilgili ne yapabilirim ?
- Geçen yıl geçen ay, ya da dün aynı düşüncede olduğumu varsayabilir miyim ?
Eğer insan diğer kişilerle bilgileri bu şekilde düşünerek tartışırsa, soru sormaya devam ederse beynimiz daha iyi iş yapar ve öğrenir.
John Holt ' a göre bir şeyi öğrenmek için önce " Nasıl iyi anlalayacağımız " elde edilmesi gerekir.Öğretme ortamında ise :
* Öğrencilerin kendi düşüncelerindeki bilgi durumu,
* Örnekler verme
* Dış etkenlerin ve çevrenin etkisi olabileceğini onaylamak.
* Öğretimde çeşitli yollar denemek.
* Konu hakkında sohbet etme ve konunun zıddını göstererek anlatma,
* Sonucu önceden görmek...
Beynimiz , nasıl düşünüp nasıl bileceğimiz konusunda , öğrenmeye ihtiyaç duyar.
Öğreneceği bilginin işine yarayacağını bilmesi halinde öğrenci daha kalıcı bilgi edinecektir.
ETKİN ÖĞRENME STRATEJİLERİ
Genellikle geleneksel yöntemlerde öğretmen etken rolde yer alırken , öğrenciler edilgen bir yapı arzederler. Günümüzde ise öğrenci merkezli eğitimin daha yararlı olduğu ortaya konulmuştur. Etkin öğrenme de öğrenciyi temel alan öğrenme yöntemlerinden biridir.
Etkin öğrenme çerçevesinde yararlanılabilecek bir çok strateji bulunur. Alternatif olarak öğretmen , öğrenciler etrafında çeşitli öğrenme teknikleri kullanabilir. Örneğin : Soru sorma, değişik tarzda konuşma, beyin fırtınası, test ve kısa sınavlar , sonuç ....gibi.( S.Turnwold )
Etkin Öğrenme birbiriyle alakalı üç faktörden meydana gelir :
1- Temel Öğeler
2- Öğrenme Stratejileri
3- Öğretme Kaynakları
Öğrenmeyi zenginleştiren bu unsurlar, başka unsurlarla da çoğalırlar.
TEMEL ÖGELER
Konuşma ve Dinleme
Yazma
Okuma
Yansıtma
ÖĞRENME STRATEJİLERİ
Küçük gruplarla Problem Çözme
Grup Çalışması Günlük Tutma
Konu Sunma
Tartışmalı Öğrenme
ÖĞRETME KAYNAKLARI
Okumalar
Ev Ödevi Sorumlulukları
Öğretme Teknolojisi
Hazır Eğitim Materyalleri
Dış Konuşucular
Eğitimsel Televizyonlar
ÖĞRENME STRATEJİLERİ
1- Rol yapma- Oyunla ifade
Öğretmen , karakterlerle roller arasında ilgili konu ile ilgili olarak , hem hayali hem de gerçek birtakım bağlar oluşturur. Örneğin tarihsel bir bağı olan rollerde öğrencilerin bu ilişkiyi çözmeleri istenir. Öğrenciler kendi karakterleri ve canlandırdığı rolleri arasında dramatik bir etkileşim sağlar böylece öğrenci doğaçlama yaparak rolünü oynar.
2-Ortak Problem Çözme
Kavramları ve problemleri çözümlemede bazen karmaşıklık yaşanmaktadır.
Ortak problem çözme alıştırmaları, öğrencilerin bir grup oluşturarak biraraya gelmelerine sebep olur., ayrıca problemi ele alıp farklı bakış açılarıyla çözmelerinde etkili olur. Örneğin; tarihsel bir olayı ele alması, edebi bir metnin incelenmesi gibi. Burada problemin çözümlenmesinden ziyade, problemin doğal halinin yeniden etraflıca ele alınması sözkonusudur.
3- Takvim Notları
Öğrenciler ; ulusal, bölgesel tatile çıkmak konusunda teşvik edilmelidir. Örneğin tarihsel yerleri ziyaret etmiş olmak tarihi konuların daha iyi kavranılmasında etkili olacaktır.
4-Modeller
Öğrenciler basit modeller oluşturmak için cesaretlendirilmelidir. Öğrencilerin direk anlayabilmesi için , soru sorması cesaretlendirilmelidir.
5- Bilinç Benzerleri
Öğrenciler çok yölü düşünmeye cesaretlendirilmelidirler. Yol, yöntem , ifade vb birçok konuda farklı düşünceler üretebilmelidir.
ETKİN ÖĞRENME İÇİN PEDOGOJİ
Etkin Öğrenme adına ilk varsayım :
* Öğrenme , doğal bir süreçtir,
* Farklı İnsanlar farklı yönlerde öğrenir,
* Eğitim Süreci aslında kişinin kendi gelişimidir. Kişi kendisi bilgi alabilir ve kendisini geliştirir. Böylece öğrencinin kendi bilgisi üzerine bilgi inşa etmesine sebep olur. Piaget' nin de belirttiği üzere ; çocuklar bilgiyi pasif olarak alamazlar. Öğrenciler sınıf ortamı içerisinde birbirlerinin psikolojik durumlarından ve psikolojik ortamdan etkilenirler...
Bu stratejiler çocukların deneyimleriyle organize edilebilirler. ( Meyers, 1986 )
PİAGET 'NİN ÇOCUĞUN DİLİ VE DÜŞÜNCESİ HAKKINDA KURAMI
Piaget , çocuk düşüncesini ; merkezi ve birleştirici bir olgu etrafında kendine özgü bir mantığı olan bir bütün olarak görür. Çocuk düşüncesini " Güdümlü Düşünce "
ve " İçe Yönelik Düşünce " olarak iki kısımda inceler. Çocuk düşüncesinin köken olarak içe yönelik olduğu, toplumsallaşmanın da etkisiyle belli bir süreç içerisinde
" gerçekçi bir düşünceye " dönüştüğünü belirtir.
Çocuğun mantıksal yapısıyla birlikte , düş gücünün de varlığı bu yüzden çocuk zekasını ele alırken ikisinin birarada düşünülmesi gerektiğini vurgular.
Çocuk düşüncesinin ayırt edici nitelikleri hakkında ; çocuklarda eksik olan özelliklerden ziyade, var olan özellikler üzerinde durmuştur.
Piaget'nin Eğitim Üzerine Temel Prensipleri
* Kaç yaşında olursa olsun öğrenciler , öğretmenleri ile birlikte elverişli bir ortamda etkinlikte bulunmaya ihtiyaçları vardır. Öğrenciler materyallerle birlikte , mantısal stratejilerini geliştirirler, yaratıcı olma yolunda yeni bilgiler öğrenirler.
Dört ana strateji :
Konuşma
Dinleme
Yazma
Yansıtma
Bu stratejiler ; öğrencinin kendi kendini aydınlatmasını , soru sorarak kendi bilgilerini pekiştirmesini ve kendi bilgilerini kendine mal etmesine izin verir...
Öğrencilerin nasıl daha iyi çalıştığı , nasıl daha iyi anladığı keşfedilirse; bu stratejileri kullanmada öğrenciler cesaretlendirilecektir.
KAYNAKÇA
1- Hohmann, M. ; Educating Young Children
2- Meyers, Chet - Thomas B.J. ; Pramating Active Learning
3- Bombardi, L. ; Active Learninig Strategies For Humanities Curricula
4- Silberman , M. ; Active Learning 101 Strategies to Teach Any Subject
5- Seeler, D.C. ; From Teaching to Learning Structures and Approaches to Active Learning
6- Vygotsky , L.S. ; Çev: S. Koray ; Düşünce ve Dil
YANSITICI DÜŞÜNCE
Yansıtıcı Düşünme
22/3/2009 ·
Yansıtıcı düşünme hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin, öğrenme süreçlerinin vazgeçilmez bir unsurudur. Yansıtıcı düşünme; hipotezler oluşturma, hipotezler üzerinde çalışma ve test etme, tümevarım yoluyla veri toplama ve tümdengelimci yaklaşımla sonuçlara ulaşmayı içeren bir üst düzey düşünme becerisidir (Bigge ve Shermis, 1999).
Yansıtıcı düşünme problemlere gerçek çözüm bulurken ve sağlıklı kararlar verirken bireye yardımcı olur. Öğrencilerin zihni yaşantılar yoluyla zenginleşirse üst düzeyde (analiz, sentez, değerlendirme) düşünceye erişmesi kolaylaşacaktır. Bireyin yaşantılar yoluyla algılama düzeyi artacağı için problemlerin daha kolay ve iyi algılanmasını sağlayarak verimli çözümler üretmesine katkıda bulunacaktır. Bu çalışmalarda başarılı olması için bireyin üst düzeyde düşünme kültürüne erişmiş olması gerekmektedir. Buda ancak yansıtıcı düşünme yaklaşımıyla olmaktadır.
Yansıtma (yansıtıcı öğretim, yansıtıcı araştırma, uygulama üzerine yansıtma) bugün eğitimde en önemli kavramlardan biridir. Temel olarak yansıtma kavramı eğitimin konularını derinlemesine açıklamak ve bunlara yön vermek amacıyla Dewey tarafından 1933’de açıklanmış olup uygulayıcıların pratik sorunlarıyla ilgilenen, bunlara uygun ve gerçekçi çözümler üretmeye çalışan etkin, amaçlı ve istikrarlı düşünme süreci anlamına gelmektedir. Yansıtıcı düşünme sonsuza kadar değişmeyi ve gelişmeyi kapsar. Yansıtıcı düşünme bireyin yaşamı boyunca nasıl değişecegini düşünmenin bir yoludur (Akt: Grossman ve Williston, 2001).
Yansıtıcı Düşünme-2
23/3/2009 ·
Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar ile öğretmen; öğrencinin öğrenme gereksinimine, ilgilerine, yeteneklerine ve tutumlarına ilişkin bilgi edinebilir, öğrencinin kendi hedeflerini belirlemesini sağlayabilir, öğrenciye uygun öğrenme materyalleri sunabilir ve öğrenciyi öğrenme sürecinin karar alma boyutuna katarak kendine güven duymasını sağlayabilir. Buna göre yansıtıcı düşünme, bireyin öğretme ya da öğrenme yöntemi ve düzeyine ilişkin olumsuz ve olumlu durumları ortaya çıkarmasını ve sorunları çözmeye yönelik düşünmesini gerektirir (Ünver, 2003).
Dewey (1933) yansıtıcı düşünmede zihin karışıklığı (şüphe durumu) ve şüpheyi ortadan kaldırmak için yapılan araştırmanın önemi üzerinde durur. Şüphe durumunun araştırmayı devam ettirmek için korunması gerektiğini belirtmiştir. Ünver (2003)’e göre ise eğitim ortamında öğrencinin öğreneceği bilgi üzerinde düşünmesi ve bu bilgiye ulaşmak için araştırma yapması gereklidir. Bu nedenle öğrenme ortamında yansıtıcı düşünme yaklaşımlarını kullanmanın önemi büyüktür. Bunlar; gösteri, tartışma, rol yapma, proje, bağımsız çalışma, soru cevap, problem çözme v.b. olabilir.
Tek bir yöntem ders konularının tamamı için uygun olmayabilir. Önemli olan hangi konuda hangi yöntemin verimli olabileceğine karar vermek ve kararın geçerliliğini ölçmek için değerlendirme yapmaktır. Tüm bu süreci değerlendirmeyi sağlayan olumlu, olumsuz yönleri ortaya koyan, süreci değerlendiren, yöntemi değiştirmeye karar veren düşünme biçimi yine yansıtıcı düşünmedir. Tüm bu becerilere sahip olmak için eğitim yansıtıcı düşünmeyi geliştirici felsefelerden yeniden yapılandırmacılığa dayandırılmalı ve kazanılması uzun zaman alan yansıtıcı düşünme becerisi ilköğretimin ilk yıllarından itibaren öğrencilere kazandırılmaya çalışılmalıdır.
Yansıtıcı düşünmenin felsefi temeli Dewey (1933) tarafından oluşturulurken, uygulama açısından ise en çok Schon (1983) ve Kolb’un (1984) çalışmalarının katkı sağladığını görebiliriz. Yansıtıcı düşünme, birinin deneyimlerinin yansıtılmasına dayandığı için Kolb‘un deneyimsel öğrenme teorisiyle de açıklanabilir. Yaşantısal öğrenmenin temeli oluşturulurken pragmatizmin öncüsü John Dewey’den etkilenilmiştir (Peker, 2003). Kolb’a göre (1984) yansıtıcı gözlem, kişinin somut durumları pek çok açıdan gözden geçirerek ve nesnel yargılarda bulunarak ilişkileri anlamlı bir şekilde organize etmesini sağlayan bir öğrenme biçimidir. Schon’e göre (1983) yansıtıcı düşünme bilinenin ötesine gitmeyi ve öğrencilerin teorik formüller öğrenmelerinden çok öğrenme deneyimlerinin artmasını sağlar. Schon (1983) iki çeşit bilgi olduğunu belirtmektedir. Bunlardan birincisi hazır sunulan bilgi, ikincisi ise yansıma ve hareket arasındaki deneyimlerden alınan bilgidir. Bununla paralel olarak “süreç içinde yansıtma” ve “süreç sonrası yansıtma” yapan öğretmen ve öğrencinin bir şeyi yaparken gerçekte neyi yaptığını düşünmesi ve yaptıkları işi ona göre tekrar gözden geçirmesini gerektirir. Böylece öğrenciler ders sırasında neyi niçin öğreneceklerini sorgulayarak öğrenme sürecinde bilinçli ve etkin olabilirler. Süreç içinde yansıtma ise öğretmenlerin ve öğrencilerin sınıftan çıktıktan sonra ne yaptıklarını dikkatli bir şekilde gözden geçirmesiyle ilgilidir.
Öztürk’e göre (2003) yansıtıcı düşünme, problemi saptamak ve farklı açılardan bu probleme bakmayı gerektirir. Oruç (2000) yansıtıcı düşünmenin, öğretmenlerin iş doyumlarını arttıran ve bu yolla daha olumlu tutumlar içerisine girmelerini sağlayan ve mesleki uzmanlıklarını geliştiren bir yöntem olduğunu ifade etmiştir.
Demirel’e göre (2003) yansıtıcı düşünmeyi hayata aktarabilmek için öncelikle temel düşünme becerilerine ve destekleyici bir ortama ihtiyaç vardır. Bu nedenle öğretmenler bu becerileri sınıf ortamında kullanabilmek için bazı destekleyici stratejilere yer vermelidirler. Saban’a göre (2004) düşünme becerilerini öğrencilere kazandırmak için sorgulama, soru sorma, özet yazma, seçenek çizelgesi hazırlama, karşılastırma yapma gibi düşünmeyi geliştirici stratejilere yer verilmelidir. Yansıtıcı düşünme içerisinde yer alan iki kolonlu yazılarla öğrencilere öğrendiklerini özetlemelerinin istenmesi, diğer taraftan da değerlendirme yaptırılması öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirebilir.
22/3/2009 ·
Yansıtıcı düşünme hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin, öğrenme süreçlerinin vazgeçilmez bir unsurudur. Yansıtıcı düşünme; hipotezler oluşturma, hipotezler üzerinde çalışma ve test etme, tümevarım yoluyla veri toplama ve tümdengelimci yaklaşımla sonuçlara ulaşmayı içeren bir üst düzey düşünme becerisidir (Bigge ve Shermis, 1999).
Yansıtıcı düşünme problemlere gerçek çözüm bulurken ve sağlıklı kararlar verirken bireye yardımcı olur. Öğrencilerin zihni yaşantılar yoluyla zenginleşirse üst düzeyde (analiz, sentez, değerlendirme) düşünceye erişmesi kolaylaşacaktır. Bireyin yaşantılar yoluyla algılama düzeyi artacağı için problemlerin daha kolay ve iyi algılanmasını sağlayarak verimli çözümler üretmesine katkıda bulunacaktır. Bu çalışmalarda başarılı olması için bireyin üst düzeyde düşünme kültürüne erişmiş olması gerekmektedir. Buda ancak yansıtıcı düşünme yaklaşımıyla olmaktadır.
Yansıtma (yansıtıcı öğretim, yansıtıcı araştırma, uygulama üzerine yansıtma) bugün eğitimde en önemli kavramlardan biridir. Temel olarak yansıtma kavramı eğitimin konularını derinlemesine açıklamak ve bunlara yön vermek amacıyla Dewey tarafından 1933’de açıklanmış olup uygulayıcıların pratik sorunlarıyla ilgilenen, bunlara uygun ve gerçekçi çözümler üretmeye çalışan etkin, amaçlı ve istikrarlı düşünme süreci anlamına gelmektedir. Yansıtıcı düşünme sonsuza kadar değişmeyi ve gelişmeyi kapsar. Yansıtıcı düşünme bireyin yaşamı boyunca nasıl değişecegini düşünmenin bir yoludur (Akt: Grossman ve Williston, 2001).
Yansıtıcı Düşünme-2
23/3/2009 ·
Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar ile öğretmen; öğrencinin öğrenme gereksinimine, ilgilerine, yeteneklerine ve tutumlarına ilişkin bilgi edinebilir, öğrencinin kendi hedeflerini belirlemesini sağlayabilir, öğrenciye uygun öğrenme materyalleri sunabilir ve öğrenciyi öğrenme sürecinin karar alma boyutuna katarak kendine güven duymasını sağlayabilir. Buna göre yansıtıcı düşünme, bireyin öğretme ya da öğrenme yöntemi ve düzeyine ilişkin olumsuz ve olumlu durumları ortaya çıkarmasını ve sorunları çözmeye yönelik düşünmesini gerektirir (Ünver, 2003).
Dewey (1933) yansıtıcı düşünmede zihin karışıklığı (şüphe durumu) ve şüpheyi ortadan kaldırmak için yapılan araştırmanın önemi üzerinde durur. Şüphe durumunun araştırmayı devam ettirmek için korunması gerektiğini belirtmiştir. Ünver (2003)’e göre ise eğitim ortamında öğrencinin öğreneceği bilgi üzerinde düşünmesi ve bu bilgiye ulaşmak için araştırma yapması gereklidir. Bu nedenle öğrenme ortamında yansıtıcı düşünme yaklaşımlarını kullanmanın önemi büyüktür. Bunlar; gösteri, tartışma, rol yapma, proje, bağımsız çalışma, soru cevap, problem çözme v.b. olabilir.
Tek bir yöntem ders konularının tamamı için uygun olmayabilir. Önemli olan hangi konuda hangi yöntemin verimli olabileceğine karar vermek ve kararın geçerliliğini ölçmek için değerlendirme yapmaktır. Tüm bu süreci değerlendirmeyi sağlayan olumlu, olumsuz yönleri ortaya koyan, süreci değerlendiren, yöntemi değiştirmeye karar veren düşünme biçimi yine yansıtıcı düşünmedir. Tüm bu becerilere sahip olmak için eğitim yansıtıcı düşünmeyi geliştirici felsefelerden yeniden yapılandırmacılığa dayandırılmalı ve kazanılması uzun zaman alan yansıtıcı düşünme becerisi ilköğretimin ilk yıllarından itibaren öğrencilere kazandırılmaya çalışılmalıdır.
Yansıtıcı düşünmenin felsefi temeli Dewey (1933) tarafından oluşturulurken, uygulama açısından ise en çok Schon (1983) ve Kolb’un (1984) çalışmalarının katkı sağladığını görebiliriz. Yansıtıcı düşünme, birinin deneyimlerinin yansıtılmasına dayandığı için Kolb‘un deneyimsel öğrenme teorisiyle de açıklanabilir. Yaşantısal öğrenmenin temeli oluşturulurken pragmatizmin öncüsü John Dewey’den etkilenilmiştir (Peker, 2003). Kolb’a göre (1984) yansıtıcı gözlem, kişinin somut durumları pek çok açıdan gözden geçirerek ve nesnel yargılarda bulunarak ilişkileri anlamlı bir şekilde organize etmesini sağlayan bir öğrenme biçimidir. Schon’e göre (1983) yansıtıcı düşünme bilinenin ötesine gitmeyi ve öğrencilerin teorik formüller öğrenmelerinden çok öğrenme deneyimlerinin artmasını sağlar. Schon (1983) iki çeşit bilgi olduğunu belirtmektedir. Bunlardan birincisi hazır sunulan bilgi, ikincisi ise yansıma ve hareket arasındaki deneyimlerden alınan bilgidir. Bununla paralel olarak “süreç içinde yansıtma” ve “süreç sonrası yansıtma” yapan öğretmen ve öğrencinin bir şeyi yaparken gerçekte neyi yaptığını düşünmesi ve yaptıkları işi ona göre tekrar gözden geçirmesini gerektirir. Böylece öğrenciler ders sırasında neyi niçin öğreneceklerini sorgulayarak öğrenme sürecinde bilinçli ve etkin olabilirler. Süreç içinde yansıtma ise öğretmenlerin ve öğrencilerin sınıftan çıktıktan sonra ne yaptıklarını dikkatli bir şekilde gözden geçirmesiyle ilgilidir.
Öztürk’e göre (2003) yansıtıcı düşünme, problemi saptamak ve farklı açılardan bu probleme bakmayı gerektirir. Oruç (2000) yansıtıcı düşünmenin, öğretmenlerin iş doyumlarını arttıran ve bu yolla daha olumlu tutumlar içerisine girmelerini sağlayan ve mesleki uzmanlıklarını geliştiren bir yöntem olduğunu ifade etmiştir.
Demirel’e göre (2003) yansıtıcı düşünmeyi hayata aktarabilmek için öncelikle temel düşünme becerilerine ve destekleyici bir ortama ihtiyaç vardır. Bu nedenle öğretmenler bu becerileri sınıf ortamında kullanabilmek için bazı destekleyici stratejilere yer vermelidirler. Saban’a göre (2004) düşünme becerilerini öğrencilere kazandırmak için sorgulama, soru sorma, özet yazma, seçenek çizelgesi hazırlama, karşılastırma yapma gibi düşünmeyi geliştirici stratejilere yer verilmelidir. Yansıtıcı düşünme içerisinde yer alan iki kolonlu yazılarla öğrencilere öğrendiklerini özetlemelerinin istenmesi, diğer taraftan da değerlendirme yaptırılması öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirebilir.
22 Nisan 2009 Çarşamba
Eleştirel Düşünme
Niçin Minik Eleştirel Düşünme Kılavuzu
Cep kitabı ebadındaki bu minik kılavuz, eleştirel düşünme kavram ve araçlarının esaslarına odaklanmaktadır. Fakültelere ortak bir eleştirel düşünme kavramı sağlarken, öğrencilere de bölümlerindeki temel kitapların yanı sıra eleştirel düşünmeyle ilgili ek bir materyal sunar. Fakülteler, bu kılavuzu yöntem, ödev ve test geliştirme amacıyla her bilimdalında kullanabilirler. Öğrenciler istedikleri alanlarda öğrenme kapasitelerini geliştirmek istediklerinde rahatlıkla bu kılavuza başvurabilirler.
Kılavuzun ortaya koyduğu beceriler her dala uygulanabilir niteliktedir. Örneğin, eleştirel düşünenler mevcut amaçlarında, konuyla ilgili sorularında açık ve nettirler. Bilgiyi, sonuçları ve bakış açılarını hep sorgularlar. Açık, doğru, net ve konuyla ilişkili olmaya özen gösterirler. Arka plandaki şeyleri mantıklı ve dürüst olmak adına ele alırlar. Bu becerileri, konuşma ve dinleme becerilerine olduğu gibi okuma ve yazma becerilerine de uygularlar. Edinilen bilgi ve becerileri hem profesyonel hem de özel yaşamlarında tarihe, fen bilimlerine, felsefeye ve sanat dallarına uygularlar.
Birden fazla modüllü bölümlerde bu kitapcık, temel ders kitabına ek olarak kullanılırsa, öğrenciler, öğrenme süreçlerinin her aşamasında eleştirel düşünebilmenin yararını göreceklerdir. Ayrıca eğitimciler, konunun günlük hayata uygulanışıyla ilgili örnekler verirlerse, öğrenciler edinilenlerin eğitimin yaşam kalitesini arttırmaya yarayan araçlar olduklarını anlayacaklardır.
Bu minik kılavuzu kullanan bir öğrenciyseniz, her derste onu yanınıza almayı alışkanlık haline getirin. Öğrendiğiniz şeylerin analizi ve sentezinde buna sık sık başvurun. Kılavuzda sözedilen ilkeleri doğal olarak kullanır hale gelinceye kadar öğrenıp içselleştirmeye çalışın.
Başarılı olduğunuz takdirde bu kılavuz fakültelere, öğrencilere ve eğitim programlarına hizmet etmiş olacaktır.
İçindekiler:
Niçin Eleştirel Düşünme
Düşüncenin Elemanları
Mantık Yürütmede Bilinmesi Gerekenler
Düşünce Elemanları İçeren Sorular
Benmerkezci Düşünme Sorunu
Evrensel Entellektüel Standartlar
Bir Makalenin Mantığının Analizinde Kullanılabilecek Şablon
Mantık Değerlendirme Kriterleri
Temel Entellektüel Özellikler
Üç Soru Tipi
Problem Çözme Şablonu
Değerlendirme Yapılırken Bilinmesi Gerekenler
Eleştirel Düşünenlerin Düzenli yaptıkları Şeyler
Eleştirel Düşünme Gelişiminin Aşamaları
Niçin Eleştirel Düşünme?
Problem:
Bütün insanlar düşünür. Doğamız gereği böyle yaparız. Ancak kendi haline bırakıldığında düşünce sürecimiz çoğu zaman önyargılı, çarpıtılmış, taraflı, bilgilendirilmemiş ve indirgemeci bir yapı gösterir. Yaşam kalitemiz, ürettiklerimiz, ya da yapıp ettiklerimiz tamamen düşünce kalitemize bağlıdır. Böyle olmakla birlikte, düşüncede mükemmelliğe, ancak ona sistematik bir şekilde yatırım yaparak erişilebilir.
Tanım:
Eleştirel düşünme, kişinin düşünce sistemindeki yapıları usta bir şekilde yöneterek ve bu yapılara entellektüel standartlar getirerek düşünme yönteminin kalitesini arttırtığı bir süreçtir.
Sonuç:
İyi yetişmiş bir eleştirel düşünür:
· Hayati önemi olan sorular ve problemler ortaya koyar, bunları açık ve net formüle eder;
· Soyut fikirleri etkili bir biçimde yorumlayabilmek için ilgili bilgileri toplar ve değerlendirir;
· İlgili kriter ve standartları test ederek sağlıklı sonuç ve çözümlere gider;
· Alternatif düşünce sistemlerine açık bir fikirle yaklaşarak bu sistemlerin içerdiği varsayımları, olası etkilerini ve sonuçlarını da dikkate alarak düşünür;
· Karmaşık sorunların çözümünde başkalarıyla etkili bir iletişim kurar.
Kısacası eleştirel düşünme, kişinin kendi kendini yönlendirdiği, disipline ettiği, izlemeye aldığı ve doğruladığı bir düşünme yöntemidir. Oldukça yüksek standartları ve bunların akıllıca kullanımlarını gerektirir. Eleştirel düşünme, etkili bir iletişim, problem çözme becerileri, ve doğamız gereği sahip olduğumuz benmerkezciliğin ve bizodaklılığın (sosyosentrizm) üzerine gitmede bir kararlılık gerektirir.
Düşüncenin Elemanları
İmalar/Anlamlar & Sonuçlar
Varsayımlar
Önduruşlar, önkabuller
Kavramlar
Teoriler, tanımlar, aksiyomlar, kurallar, ilkeler, modeller
Yorumlama & Çıkarım
Sonuçlar, çözümler
Bilgi
Veriler, gerçekler, gözlemler, deneyimler
Konuya İlişkin Soru
Problem, konu
Düşünmenin Amacı
Hedef ve amaçlar
Bakış Açıları
Referansı,
perspektif,
eğilim yapıları
Düşünce Elemanları
Düşünce Elemanları, Evrensel Entellektüel Standartlara Hassasiyet Gösterilerek kullanılır
Açıklık→ Doğruluk→ Derinlik→ Anlamlılık
Netlik
İlgililik
Mantık Yürütürken Bilinmesi Gerekenler
1. Her mantık sürecinin bir amacı vardır.
· Amacınızı açıkca söylemek ne kadar zaman gerektiriyorsa o kadar zaman kullanın.
· Amacınızı diğer amaçlardan ayırın.
· Halen daha aynı hedef üzerinde olup olmadığınızı düzenli bir şekilde denetleyin.
· Anlamlı ve gerçekci amaçlar seçin.
2. Tüm mantık süreci bir şeyi ortaya koymak, bazı soruları yerine oturtmak ve bazı problemleri çözmek için girişilmiş bir harekettir.
· Konuyla ilgili meseleyi açık ve net bir şekilde ifade için zamanınızı yeterince kullanın.
· Sorunu, anlamını ve kapsamını netleştirmek amacıyla farklı şekillerde tanımlayın..
· Problemi alt-başlıklara indirgeyin.
· Problemin yalnızca tek bir çözümünün olup olmadığını, tek bir düşünceden oluşup oluşmadığını veyahutta birden fazla düşünceyi gerektirip gerektirmediğini bilin.
3. Tüm mantık süreçleri varsayımlara dayanır.
· Varsayımlarınızı açıkça ortaya koyun ve onaylanabilir olup olmadıklarını belirleyin.
· Varsayımlarınızın düşüncelerinizi nasıl biçimlendirdiğini düşünün.
4. Tüm mantık süreçleri birtakım bakış açılarından ortaya çıkar.
· Bakış açınızı ortaya koyun.
· Diğer bakış açılarını da araştırarak zayıf noktalarının yanısıra güçlü noktalarını da belirleyin.
· Diğer fikirleri ele alırken eşit bir mesafeden bakabilmeyi amaç edinin.
5. Tüm mantık süreci veriye, bilgiye ve kanıta dayanır.
· İddialarınızı elinizdeki verilerle destekleyecek şekilde sınırlandırın.
· Duruş noktanızı destekleyen bilgiler kadar onunla bağdaşmayan bilgileri de araştırın.
· Tüm bilgilerin açık, doğru ve problemle ilişkili olup olmadığını gözden geçirin.
· Yeterince bilgi topladığınızdan emin olun.
6. Bütün mantık süreçleri kavramlar ve GÖRÜŞLER aracılığıyla tanımlanır ve biçimlenirler.
· Ana kavramlarınızı belirleyin ve açıkça belirtin.
· Alternatif kavramları ya da kavramlara alternatif tanımlar düşünün.
· Kavramları dikkatli ve incelikle kullandığınızdan emin olun.
7. Her mantık süreci bizi sonuçlara götüren ve verilere anlam kazandıran bir çıkarım ya da yorum içerir.
· Yalnızca kanıtların gösterdiği noktayla ilgili çıkarım yapın.
· Bu çıkarımların birbiriyle örtüşüp örtüşmediklerini kontrol edin.
· Sizi bu çıkarımlara götüren varsayımları ortaya koyun.
8. Tüm mantık süreçleri sizi bir noktaya götürür ya da süreçlerin BELLİ BAŞLI İMALARI veyahutta sonuçları VARDIR.
· Kullandığınız mantıktan ortaya çıkan işaret ve sonuçları belirleyin.
· Hem olumsuz hem de olumlu belirtileri araştırın.
· Bütün olası sonuçlar üzerinde düşünün.
Düşüncenin Elemanlarını Kullanan Sorular
(bir yazıda, etkinlikte ya da bir okuma ödevinde...)
Amaç: Neyi başarmaya çalışıyorum?
Temel amacım nedir? Hedefim nedir?
Bilgi: O sonuca varmak için hangi bilgiyi kullanıyorum?
Bu iddiayı destekleyecek hangi deneyime sahibim?
Bu soruyu doğru yere oturtabilmek için hangi bilgiye ihtiyacım var?
Çıkarımlar/
Sonuçlar: Bu sonuca nasıl vardım?
Bilgiyi yorumlayacağım başka bir yol var mı?
Kavramlar: Burada temel görüş nedir?
Bu fikri açıklayabilir miyim?
Varsayımlar: Neyi varmış gibi kabul ediyorum?
Hangi varsayımlar beni bu sonuca götürdü?
İşaretler/
Sonuçlar: Eğer bir başkası söylediklerimi/duruşumu kabul edecek olursa bu ne gibi sonuçlar doğurur?
Bakıç açıları: Konuya hangi bakış açısından bakıyorum?
Neyi ima ediyorum?
Sorular: Hangi soruyu soruyorum?
Hangi soruya cevap arıyorum?
Benmerkezli (Egosentrik) Düşünme Problemi
Benmerkezci düşünme, insanların doğal olarak başkalarının hak ve ihtiyaçlarını görmemeleri gibi bir talihsizlikten kaynaklanır. Ne başkalarının ne de kendi bakış açılarının sınırlı olduğunun farkındalar. İnsanlar bu konuda eğitilirlerse ancak o zaman benmerkezci düşünme biçimlerinin farkına varabilirler. İnsanlar benmerkezci varsayımlarını, bilgiyi benmerkezci bir şekilde kullanıp verileri benmerkezci bir şekilde yorumladıklarını, bu kavram ve fikirlerin kaynağını ve bu tür düşünce tarzının hangi sonuçlar doğuracağını doğal yollarla bilemeyebilirler. Yalnızca kendilerine hizmet eden bakış açılarına sahip oldukalarının farkında varmazlar.
İnsanlar, şeylerin gerçekliğine ilişkin bilgiyi temelden bildiklerine ve bunu nesnel bir biçimde yaptıklarına ilişkin olarak mantıksız fakat bir güven duygusu içinde yaşarlar. Ne kadar hatalı olsalar bile yine de sezgisel algılarına inanırlar. Düşünme süreçlerinde, entellektüel standartları kullanmak yerine neye inanacakları ve neyi reddedeceklerini belirlerken sık sık ben-odaklı psikolojik standartları kullanırlar. Aşağıdakiler insan düşünme sürecinde en sık kullanılan psikolojik standartlardır.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN ÖYLE İNANIYORUM’.Doğuştan gelen benmerkezcilik: İnançlarımın çoğununun temelini sorguladığım halde yine de inandığım şeyin doğru olduğunu varsayıyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BİZ ÖYLE İNANIYORUZ.’. Doğuştan gelen sosyalbencillik (sociocentrism): Ait olduğum toplumun temel inançlarının doğru olup olmadığını sorgulamadığım halde doğru olduklarını varsayıyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN ONA İNANMAK İSTİYORUM’. Doğuştan gelen kendini gerçekleştirme arzusu. Örneğin, beni olumlu bir yöne doğru götüren davranışlarla ilgili söylenenlere, aynı konuyla ilgili olumsuz fikirlerin de olabileceğini ciddi ciddi düşünmeden inanırım. ‘Kendimi iyi hissetmeme faydası olacak, inançlarımı destekleyecek, mevcut düşünme biçimlerimi anlamlı bir şekilde değiştirmeyecek, yanlış şeylere inandığım gerçeğini kabullenmemi gerektirmeyecek şeylere inanırım.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN HEP ONA İNANDIM.’ Doğuştan kendi kendini geçerli kılma içgüdüsü: Uzun süreden beri sahip olduğum inançlarımı, kanıtlanıp kanıtlanmadıkları, bu konuda yeterli delil olup olmadığı üzerinde ciddi ciddi düşünmeden sürdürmeyi çok istiyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ ONA O ŞEKİLDE İNANMAK DAHA ÇOK İŞİME GELİYOR.’ Doğuştan gelen bencillik: Daha çok iktidar, para ve kişisel avantajlar edinmeye yarayacak şeyleri ve inançları mantıksal temelleri olmamasına rağmen kısa yoldan kabullenirim.
İnsanlar doğal olarak yukarıdaki gibi davranma ve değerlendirme eğiliminde oldukları için, tür olarak, meşru entellektüel standartları yerleştirme ve geliştirme konusunda anlamlı bir ilgi geliştiremedik. Düşünme biçimlerimizin hatalı olması sürpriz bir şey değil. Esasında biz ‘Kendi kendini kandıran hayvanlarız .’
Evrensel Entellektüel Standartlar:
Ve uygulamada kullanılabilecek sorular
Evrensel entellektüel standartlar, bir sorun, bir konu ya da bir olayla ilgili düşüncenin mantıki yönden kalitesi kontrol edilmek istendiğinde uygulanması gereken standartlardır. Eleştirel düşünebilmek bu standartlara hakim olmayı gerektirir. Eğitimciler derste bunları öğrencilere öğretirken, öğrencilerin düşünmesine yolaçacak, onları kendi düşünme tarzlarından sorumlu tutacak sorular sormalıdır, ve bu sorular tutarlı bir şekilde sorulmalı, öğrenciler bu soruları kendilerine sormaları gereken sorular olarak içselleştirmelidir.
O halde, nihai hedef bu soruların, öğrencilerin düşünmesine kaynaştırılarak içlerinden gelen sesin bir parçası olarak yerleştirilmesidir. Bu, öğrencilerin giderek daha iyi muhakeme etmelerine yolaçar. Birçok evrensel standart var, fakat biz aşağıdakiler üzerinde duracağız:
Açıklık:
Konuyu biraz daha açar mısınız? O noktayı başka bir biçimde açıklayabilir misiniz? Bunu bana gösterebilir misinız? Bir örnek verebilir misiniz?
Açıklık giriş niteliğinde bir standarttır. Bir anlatım net değilse, onun doğru ya da konuyla ilgili olup olmadığını anlayamayız. Gerçekte, ne söylendiğini tam olarak bilmediğimiz için, o konu hakkında pek bir şey söyleyemeyiz. Örneğin, ‘Amerika’nın eğitim sistemi konusunda ne yapılabilir?’ sorusu açık değildir. Soruyu tam olarak yanıtlandırabilmek için, problemin sorunun neresinde olduğunu daha açık bilmemiz gerekir. Soru daha açık bir şekilde şöyle olabilirdi: ‘Eğitimciler, öğrencilerin iş yaşamında ve günlük kararlarını verdikleri ortamlarda başarıyla kullanabilecekleri beceri ve yetenekleri öğrenip öğrenmediklerinden emin olmak amacıyla ne yapabilirler?’
Doğruluk
O, gerçekten doğru mudur? Bunu nasıl kontrol edebiliriz? Onun doğru olup olmadığını nereden bilebiliriz? Bir anlatım açık olabilir ancak doğru olmayabilir, ‘Köpeklerin bir çoğu 150 kilonun üzerindedir.’ gibi.
Netlik
Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz? Biraz daha özgün olabilir misiniz? Bir anlatım hem açık hem doğru fakat net olmayabilir, ‘Jack aşırı kiloludur.’ örneğinde olduğu gibi. (Jack’in ne kadar fazla kilosu olduğunu bilmiyoruz, yarım kilo ya da 250 kilo).
İlgililik
‘Söylenen şey soruyla ne kadar bağlantılı? Soru konunun ne kadarını kapsıyor? Bir ifade açık, doğru ve net fakat konuya ilişkin soruyla ilgili olmayabilir. Örneğin, öğrenciler çoğunlukla kursta harcadıkları çabaların aldıkları notları attırması gerektiğini düşünürler. Oysa harcanan çaba öğrenme kalitesini ölçmez ve öyle olsa bile, çaba öğrencinin hakettiği notla ilgili değildir.
Derinlik
Cevabınız sorunun karmaşık yönlerini ne şekilde aydınlatıyor?: Sorudaki problemleri nasıl ele alıyorsununuz? Bu, en önemli faktörle ilgili midir?
Bir ifade açık, doğru, kesin, ve konuyla ilgili fakat derinlikten yoksun olabilir. Örneğin, ‘Yalnızca hayır deyin’ ifadesi açık, doğru, kesin, ve konuyla ilgili olabilir. Fakat yüzeyseldir, çünkü oldukça karmaşık bir konu ve gençler arasında yaygın olan madde kullanımına yönelik mücadele ile çok yüzeysel bir ilişki içerisindedir. Konunun kompleks doğasına hitap etmemektedir.
Genişlik
Farklı bir perspektiften bakmamız gerekir mi? Aynı soruyu başka bir şekilde ele alabilir miyiz? Muhafazakar bakış açısından bu soru nasıl düşünülürdü? Bu konu başka bir bakış açısından nasıl ele alınıyor....?
Bir mantık dizisi açık, doğru, tam, ilgili ve derin fakat genişlikten yoksun olabilir (tıpkı muhafazakar ya da liberal bakış açıları gibi, bir konuya derinlemesine girerler fakat sorunun yalnızca bir yönünü ele alırlar.)
Mantık
‘Bunun gerçekten bir anlamı var mı?: Söylediğin şeyle ilgili mi? Konu nasıl ilerliyor? Fakat bunu ima etmeden önce ve şimdi onu söylerken, her ikisinin aynı anda nasıl doğru olabileceğini anlayamıyorum.
Birşey düşünürken birçok görüşü aynı anda düşünebiliriz. Düşünceler bileşimi karşılıklı olarak birbirini destekler ve bir anlam ortaya koyarsa bu düşünce tarzı mantıklı demektir. Fikirler karşılıklı olarak destekleyici değilse mantık bir anlamda çelişkili ya da anlamsızdır, yani kombinasyon mantıksızdır.
AçıklıkBiraz daha açabilir misiniz?
Bir örnek verebilir misiniz?
Ne demek istediğinizi gösterebilir misiniz?
DoğrulukOnu nasıl denetleyebiliriz?
Onun doğru olup olmadığını nasıl bilebiliriz?
Onu nasıl test edebiliriz?
Belirginlik Biraz daha spesifik olabilir misiniz?
Biraz daha fazla ayrıntı verebilir misiniz?
Biraz daha açık olabilir misiniz?
İlgili olmaklıkSorunla ilişkisi nedir?
Sorun üzerindeki ağırlığı nedir?
Konuyla ilgili olarak bize nasıl yararlı olabilir?
DerinlikHangi etmenler bunu zor bir problem yapmaktadır?
Konunun karmaşık yönleri nelerdir?
Üzerinde durmamız gereken güçlükler nelerdir?
GenişlikKonuya başka bir bakış açısından bakmalı mıyız?
Başka bir bakış açısını da düşünmeli miyiz?
Konuya başka şekillerde yaklaşmalı mıyız?
Mantık
Bunların tümü bir anlam ifade diyor mu?
İlk paragraf son paragrafla uyumlu mu?
Söylediklerin kanıtlarla örtüşüyor mu?
AnlamlılıkBu, düşünülmesi gereken en önemli şey midir?
Bu, odaklaşılacak ana konu mudur?
Bu gerçekliklerin hangileri en önemlileridir?
AdaletBu konuya hiç yatırım yaptım mı?
Başkalarının görüşlerini içtenlikle temsil ediyor muyum?
Bir Makalenin Mantığının Analizinde Kullanılabilecek şablon
Elinizdeki bir makaleyi alın, aşağıdaki modeli kullanrak makalenin mantığı üzerinde çalışın. Bu şablon istediğiniz kitabın istediğiniz bir bölümünün mantıki analizini yapmak üzere değiştirilebilir.
(Makalenin adını yazınız) .... ...Mantıksal Analizi
1. Bu makalenin en temel amacı ......................................................................
(Yazarın bu makaleyi niçin yazdığını olabildiğince doğru bir şekilde ifade edin.)
2. Yazarın işaret ettiği anahtar soru ........................................................
(Yazarın makaleyi yazarken kafasındaki anahtar soruyu bulmaya çalışın.)
3. Makaledeki en önemli bilgi..............................................................
(Yazarın, vardığı sonuçları desteklemek için kullandığı gerekçeleri, deneyimleri ve verileri ortaya koyun.)
4. Makaledeki temel çıkarımlar......................................................................
(Yazarın makalede vardığı ve ortaya koyduğu temel sonuçları belirleyin)
5. Bu makalede bilmemiz gereken ana kavramlar..........................................
(Bu kavramlarla yazar şunları söylemek istiyor.....................................
(Yazarın mantık çizgisini anlayabilmek için bilmeniz gereken en önemli fikirleri ortaya koyun.)
6.Yazarın düşüncelerinin arka planındaki varsayım(lar) .......................................................................................................
(Yazar neyi olmuş gibi varsayıyor, sorgunabilir olanı bulmaya çalışın.)
7. a) Bu mantık zincirini ciddi bir şekilde ele alırsak, varacağımız sonuçlar ...................................................................................................şunlardır.
(Eğer insanlar yazarın mantığını izlerlerse ne tür sonuçlara varırlar?
b)Yazar gibi mantık kurmazsak, bunun sonuçları şöyle ..........................................................................................................olacaktır.
(Yazarın mantığını kullanmazsak bundan hangi sonuçlar doğar?)
8.Bu makalede ortaya konulan bakış açıları şunlardır .......................................................................................................................
(Yazar neye odaklaşıyor, ve onu nasıl görüyor?)
Mantık Değerlendirme Kriterleri
1) Amaç: Mantığı kuran kişinin amacı nedir? Bu amaç açıkca ifade ya da ima edildi mi? Bu amacın haklı gösterilebilir bir yönü var mı?
2) Soru: Konuya ilişkin soru iyi ifade edildi mi? Soru açık ve önyargısız mı? Sorunun ifade ediliş biçimi konunun kompleks yapısıyla uyumlu mu? Soru ve amaç doğrudan doğruya birbiriyle ilintili mi?
3) Bilgi:Yazar ilgili kanıt, deneyim ve/veya önemli bir bilgi ortaya koyuyor mu? Verilen bilgi doğru mu? Yazar konunun karmaşık yapısını ortaya koyuyor mu?
4) Kavramlar:Yazar gerektiğinde temel kavramları ifade edebiliyor mu? Kullanılan kavramlar yerinde mi?
5) Varsayımlar: Yazar kabullendiği ya da varsaydığı şeye karşı duyarlılık gösteriyor mu? (O varsayımlar mantıklı bir şekilde sorgulanabildiği sürece). Yazar varsayımlarda doğal olarak varolan sorunlara işaret etmeden sorgulanabilir varsayımlar kullanabiliyor mu?
6) Çıkarımlar: Yazar ana sonuca nasıl vardığını açıklayan bir mantık zinciri geliştirdi mi?
7) Bakış açısı: Yazar alternatif bakış açılarına veya mantık zincirlerine duyarlılık gösteriyor mu? Diğer bakış açıları tarafından ortaya konulan itirazları düşünerek cevap ortaya koyuyor mu?
8) Sonuçlar: Yazar aldığı pozisyonun etki ve sonuçlarına ilişkin bir duyarlılık içinde mi?
Temel Entellektüel Özellikler
Entellektüel empati
Entellektüel özellikler ya da Erdemler
Entellektüel entegrasyon
Entellektüel alçakgönüllülük
Entellektüel otonomi
Mantığa güven
Entellektüel ısrarcılık
Entellektüel yüreklilik
Makul olmaklıkEntellektüel Alçakgönüllülüğe karşı Entellektüel Kibir
Bu, kişiyi çoğu zaman yanıltabilecek, bencilliğin ortaya çıktığı koşullara gösterilen doğal eğilime ek olarak, kişinin sahip olduğu bilgilerin sınırlı olduğunu bilmesidir. Ayrıca kişinin önyargıya eğilimli olduğunun ve bakış açılarındaki sınırlılığının da fakında olmasıdır. Entellektüel alçakgönüllülük, esasında, kişinin bildiğinden daha fazlasını iddia etmemesi gerektiğini bilmesidir. Bu, basitçe her tarafa çekilebilir olmak ya da herşeye boyun eğmek demek değildir. Kişinin inançlarıyla ilgili mantıksal temellere yönelik içgörüsünün varlığı ya da yokluğu ile birleşmiş bir entellektüel bilgiçliğin, kendini beğenmişliğin ya da kibrin olmayışı demektir.
Entellektüel Yürekliliğe karşı Entellektüel Korkaklık
Güçlü ve olumsuz duygularımız ve bu duyguların sonucu olarak ciddi bir şekilde eğilmediğimiz görüş, inanç veya bakış açılarımızla yüzleşmek, ve bu duyguları doğru bir şekilde ortaya koyma ihtiyacının bilincinde olmak demektir. Bu cesaret, tehlikeli ya da absürd olduğu düşünülen fikirlerin, bazen bir bütün olarak ya da kısmen rasyonel bir şekilde açıklanabileceğini bilmekle, ve vardığımız sonuçların, inançların bazen hatalı ve bizi yanlış yöne götürebileceğini anlamayla ilişkilidir. Kendimiz için neyin ne olduğunu belirlerken, öğrendiğimiz herşeyi edilgen ve eleştirel olmayan bir şekilde kabullenmemeliyiz. Kaçınılmaz bir şekilde absürd ya da tehlikeli görülen bazı düşüncelerdeki bazı doğruları, ve içinde bulunduğumuz sosyal grupta güçlü bir şekilde kabul gören bazı görüşlerin çarpıklığını ve yanlışlığını araştımaya başlayacağınız yerde entellektüel cesaret devreye girer. Böyle durumlarda kendi düşünme biçimimize karşı dürüst olmalıyız. Normlara uymayanların cezaları şiddetli olabilir.
Entellektüel Empatiye karşı Entellektüel Darkafalılık
Kişinin kendini düşünsel olarak diğerlerinin yerine koyması gerektiğini bilmesidir ki bu, uzun süreli düşünce ve inançlarımızla ilgili otomatik algılarımızı belirlerken gösterdiğimiz benmerkezci eğilimlerin farkında olmayı gerektirir. Bu özellik, diğerlerinin dünya görüşlerini ve düşünce biçimlerini doğru bir şekilde yeniden kurabilme ve bizden farklı varsayımları ve fikirleri doğru birbiçimde mantığa oturtabilme becerisiyle ilişkilidir. Bu özellik, ayrıca, kesinlikle haklı olduğumuzu düşünmemize rağmen geçmişte hatalı olduğumuzu düşünmeye hazır ve tekrar aynı şekilde aldanma durumuna düşebilme olasılığını tasavvur edebilme becerisiyle de ilişkilidir.
Entellektüel Otonomiye karşı Entellektüel Uyum
Kişinin inançları, değer yargıları ve çıkarımları üzerinde rasyonel bir kontrole sahip olması demektir. İdeal eleştirel düşünce tarzı, kişinin kendi düşünce süreçlerine egemen olmayı öğrenmesidir. Bu, kişinin mevcut inançları mantık ve delil temellerine dayanarak analiz edip değelendirmesini, gerektiğinde sorgulamasını, inanması gerektiğinde inanmasını ve kabullenmesi gerektiğinde de bunu kabullenmesini öngörür.
Entellektüel Entegrasyona karşı Entellektüel İkiyüzlülük
Kişinin kendine karşı dürüst; gerektiğinde entellektüel standartlarında tutarlı olması; kendine karşı çıkan kişilerin de aynı zorluktaki delil ve kanıtları ortaya koyma aşamalarından geçmesi; söylediklerini başkaları için de kabul edip uygulaması; ve dürüstçe kendi düşünce ve eylemlerindeki çelişki ve tutarsızlıkları kabul etmesi gerektiğini bilmesidir.
Entellektüel Güçlü Duruşa karşı Entellektüel Tembellik
Entellektüel içgörü ve gerçekliklere ilişkin tüm zorluklara, engellere ve engellenmelere karşın içgörü sahibi olma gerekliğinin bilinmesidir. Başkalarının akılcı olmayan karşıçıkışlarına karşı rasyonellik ilkelerine güçlü bir şekilde sarılmaktır; daha derin bir anlama ve içgörü kazanmak için harcanan zaman sonrasında aydınlatılmamış sorular ve karmaşalarla mücadele etme gerektiği duygusudur.
Sebeplere Güvene karşı Sebep ve Kanıta olan Güvensizlik
Kişilerin ve insanlığın yüksek çıkarlarına duyulan güvene en iyi hizmet, nedenlere çok önem verilerek insanların kendi rasyonel düşünce fakültelerini geliştirdikten sonra sonuçlara kendilerinin varmalarını desteklemekle edilir. Tam bir destek, donanım ve yatırımla oluşan inanç sayesinde insanlar kendileri adına düşünebilmeyi, rasyonel bakış açıları geliştirebilmeyi, mantıklı sonuuçlar çıkarabilmeyi, tutarlı düşünebilmeyi ve mantıksal olarak birbirlerini nedenler ortaya koyarak ikna etmeyi başarabilirler. İnsanlar güçlü bir inançla, aklın ve toplumun derinlerinde yatan engellemelere karşın yine de mantıklı kişiler olabilirler.
Tarafsızlık/ Dürüstlüğe karşı Entelleütel Adaletsizlik
Kişinin kendi duygularına ya da ilgi duyduğu şeylere, arkadaşlarına, içinde bulunduğu topluma ya da ait olduğu millete göndemelerde bulunmadan tüm fikirlere eşit bir mesafeden saygı duyabilme bilincidir. Bu, kişinin ait olduğu grubun avantajlarını kullanmadan ona bağlı olabildiğini gösterir.
Üç Tip Soru
Bir soruyu ele alırken ne tür bir soru olduğunu bilmek yararlıdır. Kesin bir cevabı olan soru mu? Öznel bir tercihi gerektiren soru mu? Ya da soru, rekabet tarzındaki cevaplar düşünmenizi mi gerektiriyor?
1
Bir Sistem
↓
belli bir sistem içerisinde kanıt ve mantık gerektirir.
↓
Doğru bir yanıt
↓
Bilgi
2
Sistem yok
↓
öznel bir tercih ifadesi gerektirir.
↓
bireysel görüş
↓
değerlendirilemez.
3
Çoklu Sistem
↓
çoklu sistemler içerisinde kanıt ve mantık gerektirir.
↓
daha iyi ve daha kötü yanıtlar
↓
Yargı
Problem Çözme Şablonu
Problem Çözme Şablon
Etkili bir şekilde problem çözebilen bir kişi olabilmek için:
1) Hedeflerinizi, amaçlarınızı ve gereksinimlerinizi düşünün ve bunları düzenli bir şekilde yeniden ortaya koyun. Hedeflerinize ulaşırken, amaçlarınızı gerçekleştirirken, gereksinimlerinizi karşılarken ortaya çıkan sorunları olası engeller olarak görün.
2) Olabildiğince sorunları teker teker ele alın. Problemi mümkün olduğunca açıkca ve net bir şekilde ifade edin.
3) Sorununuzu, üzerinde çalıştığınız türden bir sorun olup olmadığını ortaya çıkarmak üzere inceleyin. Örneğin, sorunu çözmek için ne tür şeyler yapacağınızı düşünün. Denetleyebileceğinizi düşündüğünüz problemleri bu şekilde düşünmediğiniz problemlerden ayıredin. Denetleyemediğiniz sorunları bir kenara koyun. Çözebileceğiniz sorunlar üzerinde durun.
4) İhtiyacınız olan bilgiyi düşünün ve bunu etkin bir biçimde araştırın.
5) Topladığınız bilgiyi, hangi mantıklı sonuçları çıkarabileceğinizi düşünerek dikkatli bir şekilde analiz ederek yorumlayın
6) Eylem seçeneklerinizi düşünün. Kısa ve uzun vadede ne yapabilirsiniz? Açık ve net bir şekilde para, zaman ve güç açısından olası sıkıntılarınızı bilin.
7) Seçeneklerinizi, içinde bulunduğunuz durumun üstünlük ve kısıtlarını dikkate alarak değerlendirin.
8) Sorunla ilgili olarak stratejik bir tavır alın ve o stratejiyi izleyin. Bu tavır, doğrudan bir eylem ya da bekle ve gör stratejisi ile birlikte dikkatli düşünmeyi içerebilir.
9) Harekete geçtikten sonra yaptıklarınızın sonuçları ortaya çıktıkça onları izleyin. Soruna ilişkin stratejinizi ya da analizinizi veyahutta probleme ilişkin ifadenizi ya da daha fazla bilgi edindiğinizde üçünü değiştirmeye hazır olun.
Değerlendirme yaparken bilinmesi gerekenler
1) Neyi ve niçin değerlendiriyorsunuz? (kısa ve net olun)
2) Araştıran ve değerlendiren sorular sorun (amacınızı yansıtan).
3) Edinmeniz gereken bilgiyi belirleyin (sorunuzu yanıtlamak için).
4) Kullanacağınız ölçütler ve standartlara karar verin. (bunlar uygulanabilir mi, mantıklı mı, ve amacınızla aynı çizgide mi?).
5) Neyi bulmak istediğiniz konusunda açık olun.
6) Değerlendirme yaparken kullandığınız sistemin beklemediğiniz olumsuz sonuçları var mı?
7) Değelendirmenizi genel anlamda gözden geçirin. Yaptığınız değerlendirme tutarlı, mantıklı, gerçekci ve uygulanabilir mi?
Eleştirel düşünebilen kişiler, entellektüel özellikler geliştirmek için entellektüel standartları akıl yürütmenin elemanlarına düzenli bir şekilde uygularlar.
Entellektüel özellikler geliştirmeyi öğrendikçe, kutuda verilen standartlar aşağıdaki elemanlara uygulanmalıdır.
STANDARTLAR
Açıklık
Doğruluk
İlgili olmak
Mantıklılık
Genişlik
Netlik
Anlamlılık
Bütünlük
Adaletli olmak
Derinlik
ÖĞELER/ELEMANLAR
Amaçlar
Sorular
Bakış açıları
Bilgi
Çıkarımlar
Kavramlar
Sonuçlar
Vasayımlar
ENTELLEKTÜEL ÖZELLİKLER
Entellektüel Alçakgönüllülük
Entellektüel Otonomi
Entellektüel Entegrasyon
Entellektüel Yüreklilik
Entellektüel Israrcılık
Sebeb/Mantığa Güven
Entellektüel Empati
Makul olma
Fikir Babası
(Düşüncenin güzel alışkanlıkları ikinci bir doğal özellik haline dönüşür.)
Düşünen’in Kılavuzu Kütüphanesi
Düşünen’in Kılavuzu serileri uygun, pahalı olmayan, öğrencilerin ve fakültelerin okuma, öğrenme ve öğretme becerilerinin kalitesini arttırabilecek kaynaklar sunmaktadır. Uygun fiyatı ise akademisyenlerin bu küçük kılavuzu ana kitaba ek olarak tüm öğrencilere önermelerine yardımcı olur.
İlerlemiş Düşünür
(Uygulamalarımıza devamda ilerleriz.)
Kullanılabilirliği ister sınıfta ister okul dışında olsun öğrencilerin, kılavuzu istedikleri her an ellerinin altında bulundurabilmelerini sağlar. Kılavuzun kısa ve anlaşılır oluşu ise temel eleştirel düşünme ilkelerinin sürekli hatırlanmasını sağlar.
Öğrenci ve Fakülteler için Düşünen’in Kılavuzu
Uygulamacı Düşünür
(Düzenli uygulama yapmanın önemini anlarız.)
Eleştirel Düşünme Kavram ve Araçları (Bu kılavuz, item 520)
Analitik Düşünme
Nasıl Çalışılır ve Öğrenilir
Temel Soruları Sorma
Bir Paragraf Nasıl Okunur?
Başlangıç Aşamasındaki Düşünür
(Düzenli uygulama yapmadan ilerlemeye çalışırız .)
Bir Paragraf Nasıl Yazılır?
Medyadaki Önyargı ve Propaganda nasıl ortaya çıkartılır?
Stratejik Düşünme
Ahlaki Mantık
Bilimsel Düşünme
Meydan Okunan Düşünür (Düşünme biçimimizde önemli sorunlarla karşılaşırız.)
Düşünme Hataları: Zihinsel Kandırmaca Sanatı
İnsan Aklı
Çocuklar için Eleştirel Düşünme Kılavuzu
Fakülteler için:
Öğretmenler için Etkin ve İşbirlikçi Öğrenme
Yansıtma Yapmayan Düşünür (Düşünce yapımızdaki anlamlı sorunların farkında değiliz.)
Öğrencilerde Öğrenme Nasıl İyileştirilebilir
Eleştirel ve Yaratıcı Düşünme
Bu kılavuz için fiyat listesi (Kavramlar ve Araçlar, item 520):
ABD Kanada İngiltere
1-24 kopya $ 4.00 bir adet $ 5.20CN £ 2.30
25-199 adet $ 2.00 bir adet $ 2.60CN £ 1.15
200-499 adet $ 1.75 bir adet $ 2.25CN £ 1.00
Artı kargo ücreti
(Yukarıdaki kılavuzların teker teker fiyatları da dahil daha fazla bilgi ve kaynak için web sitemizi http://www.criticalthinking.org/ adresinden ziyaret edin.
The Foundation for Critical thinking
P.O. Box 220
Dillon Beach, CA 94929
http://www.criticalthinking.org/ 707.878.9111 (Faks)
cct@criticalthinking.org 707.878.9100 (Telefon)
Yazarlara İlişkin
Dr. Linda Elder psikoloji ve eleştirel düşünmeyi kolejlerde öğreten bir eğitim psikoloğudur. Eleştirel Düşünme (ED) Kurumunun Başkanı ve ED Merkezinin Yönetim Kurulu Başkanıdır.Dr. Elder düşünce ve duygu, biliş ve duygulanım arasındaki ilişki üzerine özgün bir araştırma yapmış ve eleştirel düşünmenin aşamalarına ilişkin özgün bir teori geliştirmiştir. Gelişimsel Eğitim Dergisi’nde Eleştirel Düşünme üzerine olan bir köşe de dahil olmak üzere eleştirel düşünme konusunda yazılmış bir dizi makalenin hem yazarlığını hem ikinci yazarlığını yapmıştır. ‘Eleştirel Düşümce: Kendi öğrenme biçiminiz ve yaşamımızla ilgili sorumluluğu alma gereçleri’, ve ‘Eleştirel Düşünme: Profesyonel ve Bireysel Yaşamımızda sorumluluk almaya yönelik gereçler’ adlı iki kitabın ikinci yazarlığını yapmıştır. Kendisi dinamik bir sunucudur.
Dr. Richard Paul uluslararası eleştirel düşünme (ED) hareketinin önemli bir lideridir. ED merkezinde araştırma yöneticisi olup ‘National Council for Excellence in Critical Thinking’ kuruluşunun başındadır. 200 makale ve 7 kitap yazmıştır. Eleştirel düşünme üzerine yüzlerce çalışma grubu ve PBS için 8 ED video programı yapmıştır. ED üzerine olan görüşlerine ‘The New York Times, Education Week, The Choronicle of Higher Education, Educational
Leadership, Newsweek, US, News and Worl Report, ve Reader’s Digest’
Cep kitabı ebadındaki bu minik kılavuz, eleştirel düşünme kavram ve araçlarının esaslarına odaklanmaktadır. Fakültelere ortak bir eleştirel düşünme kavramı sağlarken, öğrencilere de bölümlerindeki temel kitapların yanı sıra eleştirel düşünmeyle ilgili ek bir materyal sunar. Fakülteler, bu kılavuzu yöntem, ödev ve test geliştirme amacıyla her bilimdalında kullanabilirler. Öğrenciler istedikleri alanlarda öğrenme kapasitelerini geliştirmek istediklerinde rahatlıkla bu kılavuza başvurabilirler.
Kılavuzun ortaya koyduğu beceriler her dala uygulanabilir niteliktedir. Örneğin, eleştirel düşünenler mevcut amaçlarında, konuyla ilgili sorularında açık ve nettirler. Bilgiyi, sonuçları ve bakış açılarını hep sorgularlar. Açık, doğru, net ve konuyla ilişkili olmaya özen gösterirler. Arka plandaki şeyleri mantıklı ve dürüst olmak adına ele alırlar. Bu becerileri, konuşma ve dinleme becerilerine olduğu gibi okuma ve yazma becerilerine de uygularlar. Edinilen bilgi ve becerileri hem profesyonel hem de özel yaşamlarında tarihe, fen bilimlerine, felsefeye ve sanat dallarına uygularlar.
Birden fazla modüllü bölümlerde bu kitapcık, temel ders kitabına ek olarak kullanılırsa, öğrenciler, öğrenme süreçlerinin her aşamasında eleştirel düşünebilmenin yararını göreceklerdir. Ayrıca eğitimciler, konunun günlük hayata uygulanışıyla ilgili örnekler verirlerse, öğrenciler edinilenlerin eğitimin yaşam kalitesini arttırmaya yarayan araçlar olduklarını anlayacaklardır.
Bu minik kılavuzu kullanan bir öğrenciyseniz, her derste onu yanınıza almayı alışkanlık haline getirin. Öğrendiğiniz şeylerin analizi ve sentezinde buna sık sık başvurun. Kılavuzda sözedilen ilkeleri doğal olarak kullanır hale gelinceye kadar öğrenıp içselleştirmeye çalışın.
Başarılı olduğunuz takdirde bu kılavuz fakültelere, öğrencilere ve eğitim programlarına hizmet etmiş olacaktır.
İçindekiler:
Niçin Eleştirel Düşünme
Düşüncenin Elemanları
Mantık Yürütmede Bilinmesi Gerekenler
Düşünce Elemanları İçeren Sorular
Benmerkezci Düşünme Sorunu
Evrensel Entellektüel Standartlar
Bir Makalenin Mantığının Analizinde Kullanılabilecek Şablon
Mantık Değerlendirme Kriterleri
Temel Entellektüel Özellikler
Üç Soru Tipi
Problem Çözme Şablonu
Değerlendirme Yapılırken Bilinmesi Gerekenler
Eleştirel Düşünenlerin Düzenli yaptıkları Şeyler
Eleştirel Düşünme Gelişiminin Aşamaları
Niçin Eleştirel Düşünme?
Problem:
Bütün insanlar düşünür. Doğamız gereği böyle yaparız. Ancak kendi haline bırakıldığında düşünce sürecimiz çoğu zaman önyargılı, çarpıtılmış, taraflı, bilgilendirilmemiş ve indirgemeci bir yapı gösterir. Yaşam kalitemiz, ürettiklerimiz, ya da yapıp ettiklerimiz tamamen düşünce kalitemize bağlıdır. Böyle olmakla birlikte, düşüncede mükemmelliğe, ancak ona sistematik bir şekilde yatırım yaparak erişilebilir.
Tanım:
Eleştirel düşünme, kişinin düşünce sistemindeki yapıları usta bir şekilde yöneterek ve bu yapılara entellektüel standartlar getirerek düşünme yönteminin kalitesini arttırtığı bir süreçtir.
Sonuç:
İyi yetişmiş bir eleştirel düşünür:
· Hayati önemi olan sorular ve problemler ortaya koyar, bunları açık ve net formüle eder;
· Soyut fikirleri etkili bir biçimde yorumlayabilmek için ilgili bilgileri toplar ve değerlendirir;
· İlgili kriter ve standartları test ederek sağlıklı sonuç ve çözümlere gider;
· Alternatif düşünce sistemlerine açık bir fikirle yaklaşarak bu sistemlerin içerdiği varsayımları, olası etkilerini ve sonuçlarını da dikkate alarak düşünür;
· Karmaşık sorunların çözümünde başkalarıyla etkili bir iletişim kurar.
Kısacası eleştirel düşünme, kişinin kendi kendini yönlendirdiği, disipline ettiği, izlemeye aldığı ve doğruladığı bir düşünme yöntemidir. Oldukça yüksek standartları ve bunların akıllıca kullanımlarını gerektirir. Eleştirel düşünme, etkili bir iletişim, problem çözme becerileri, ve doğamız gereği sahip olduğumuz benmerkezciliğin ve bizodaklılığın (sosyosentrizm) üzerine gitmede bir kararlılık gerektirir.
Düşüncenin Elemanları
İmalar/Anlamlar & Sonuçlar
Varsayımlar
Önduruşlar, önkabuller
Kavramlar
Teoriler, tanımlar, aksiyomlar, kurallar, ilkeler, modeller
Yorumlama & Çıkarım
Sonuçlar, çözümler
Bilgi
Veriler, gerçekler, gözlemler, deneyimler
Konuya İlişkin Soru
Problem, konu
Düşünmenin Amacı
Hedef ve amaçlar
Bakış Açıları
Referansı,
perspektif,
eğilim yapıları
Düşünce Elemanları
Düşünce Elemanları, Evrensel Entellektüel Standartlara Hassasiyet Gösterilerek kullanılır
Açıklık→ Doğruluk→ Derinlik→ Anlamlılık
Netlik
İlgililik
Mantık Yürütürken Bilinmesi Gerekenler
1. Her mantık sürecinin bir amacı vardır.
· Amacınızı açıkca söylemek ne kadar zaman gerektiriyorsa o kadar zaman kullanın.
· Amacınızı diğer amaçlardan ayırın.
· Halen daha aynı hedef üzerinde olup olmadığınızı düzenli bir şekilde denetleyin.
· Anlamlı ve gerçekci amaçlar seçin.
2. Tüm mantık süreci bir şeyi ortaya koymak, bazı soruları yerine oturtmak ve bazı problemleri çözmek için girişilmiş bir harekettir.
· Konuyla ilgili meseleyi açık ve net bir şekilde ifade için zamanınızı yeterince kullanın.
· Sorunu, anlamını ve kapsamını netleştirmek amacıyla farklı şekillerde tanımlayın..
· Problemi alt-başlıklara indirgeyin.
· Problemin yalnızca tek bir çözümünün olup olmadığını, tek bir düşünceden oluşup oluşmadığını veyahutta birden fazla düşünceyi gerektirip gerektirmediğini bilin.
3. Tüm mantık süreçleri varsayımlara dayanır.
· Varsayımlarınızı açıkça ortaya koyun ve onaylanabilir olup olmadıklarını belirleyin.
· Varsayımlarınızın düşüncelerinizi nasıl biçimlendirdiğini düşünün.
4. Tüm mantık süreçleri birtakım bakış açılarından ortaya çıkar.
· Bakış açınızı ortaya koyun.
· Diğer bakış açılarını da araştırarak zayıf noktalarının yanısıra güçlü noktalarını da belirleyin.
· Diğer fikirleri ele alırken eşit bir mesafeden bakabilmeyi amaç edinin.
5. Tüm mantık süreci veriye, bilgiye ve kanıta dayanır.
· İddialarınızı elinizdeki verilerle destekleyecek şekilde sınırlandırın.
· Duruş noktanızı destekleyen bilgiler kadar onunla bağdaşmayan bilgileri de araştırın.
· Tüm bilgilerin açık, doğru ve problemle ilişkili olup olmadığını gözden geçirin.
· Yeterince bilgi topladığınızdan emin olun.
6. Bütün mantık süreçleri kavramlar ve GÖRÜŞLER aracılığıyla tanımlanır ve biçimlenirler.
· Ana kavramlarınızı belirleyin ve açıkça belirtin.
· Alternatif kavramları ya da kavramlara alternatif tanımlar düşünün.
· Kavramları dikkatli ve incelikle kullandığınızdan emin olun.
7. Her mantık süreci bizi sonuçlara götüren ve verilere anlam kazandıran bir çıkarım ya da yorum içerir.
· Yalnızca kanıtların gösterdiği noktayla ilgili çıkarım yapın.
· Bu çıkarımların birbiriyle örtüşüp örtüşmediklerini kontrol edin.
· Sizi bu çıkarımlara götüren varsayımları ortaya koyun.
8. Tüm mantık süreçleri sizi bir noktaya götürür ya da süreçlerin BELLİ BAŞLI İMALARI veyahutta sonuçları VARDIR.
· Kullandığınız mantıktan ortaya çıkan işaret ve sonuçları belirleyin.
· Hem olumsuz hem de olumlu belirtileri araştırın.
· Bütün olası sonuçlar üzerinde düşünün.
Düşüncenin Elemanlarını Kullanan Sorular
(bir yazıda, etkinlikte ya da bir okuma ödevinde...)
Amaç: Neyi başarmaya çalışıyorum?
Temel amacım nedir? Hedefim nedir?
Bilgi: O sonuca varmak için hangi bilgiyi kullanıyorum?
Bu iddiayı destekleyecek hangi deneyime sahibim?
Bu soruyu doğru yere oturtabilmek için hangi bilgiye ihtiyacım var?
Çıkarımlar/
Sonuçlar: Bu sonuca nasıl vardım?
Bilgiyi yorumlayacağım başka bir yol var mı?
Kavramlar: Burada temel görüş nedir?
Bu fikri açıklayabilir miyim?
Varsayımlar: Neyi varmış gibi kabul ediyorum?
Hangi varsayımlar beni bu sonuca götürdü?
İşaretler/
Sonuçlar: Eğer bir başkası söylediklerimi/duruşumu kabul edecek olursa bu ne gibi sonuçlar doğurur?
Bakıç açıları: Konuya hangi bakış açısından bakıyorum?
Neyi ima ediyorum?
Sorular: Hangi soruyu soruyorum?
Hangi soruya cevap arıyorum?
Benmerkezli (Egosentrik) Düşünme Problemi
Benmerkezci düşünme, insanların doğal olarak başkalarının hak ve ihtiyaçlarını görmemeleri gibi bir talihsizlikten kaynaklanır. Ne başkalarının ne de kendi bakış açılarının sınırlı olduğunun farkındalar. İnsanlar bu konuda eğitilirlerse ancak o zaman benmerkezci düşünme biçimlerinin farkına varabilirler. İnsanlar benmerkezci varsayımlarını, bilgiyi benmerkezci bir şekilde kullanıp verileri benmerkezci bir şekilde yorumladıklarını, bu kavram ve fikirlerin kaynağını ve bu tür düşünce tarzının hangi sonuçlar doğuracağını doğal yollarla bilemeyebilirler. Yalnızca kendilerine hizmet eden bakış açılarına sahip oldukalarının farkında varmazlar.
İnsanlar, şeylerin gerçekliğine ilişkin bilgiyi temelden bildiklerine ve bunu nesnel bir biçimde yaptıklarına ilişkin olarak mantıksız fakat bir güven duygusu içinde yaşarlar. Ne kadar hatalı olsalar bile yine de sezgisel algılarına inanırlar. Düşünme süreçlerinde, entellektüel standartları kullanmak yerine neye inanacakları ve neyi reddedeceklerini belirlerken sık sık ben-odaklı psikolojik standartları kullanırlar. Aşağıdakiler insan düşünme sürecinde en sık kullanılan psikolojik standartlardır.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN ÖYLE İNANIYORUM’.Doğuştan gelen benmerkezcilik: İnançlarımın çoğununun temelini sorguladığım halde yine de inandığım şeyin doğru olduğunu varsayıyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BİZ ÖYLE İNANIYORUZ.’. Doğuştan gelen sosyalbencillik (sociocentrism): Ait olduğum toplumun temel inançlarının doğru olup olmadığını sorgulamadığım halde doğru olduklarını varsayıyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN ONA İNANMAK İSTİYORUM’. Doğuştan gelen kendini gerçekleştirme arzusu. Örneğin, beni olumlu bir yöne doğru götüren davranışlarla ilgili söylenenlere, aynı konuyla ilgili olumsuz fikirlerin de olabileceğini ciddi ciddi düşünmeden inanırım. ‘Kendimi iyi hissetmeme faydası olacak, inançlarımı destekleyecek, mevcut düşünme biçimlerimi anlamlı bir şekilde değiştirmeyecek, yanlış şeylere inandığım gerçeğini kabullenmemi gerektirmeyecek şeylere inanırım.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ BEN HEP ONA İNANDIM.’ Doğuştan kendi kendini geçerli kılma içgüdüsü: Uzun süreden beri sahip olduğum inançlarımı, kanıtlanıp kanıtlanmadıkları, bu konuda yeterli delil olup olmadığı üzerinde ciddi ciddi düşünmeden sürdürmeyi çok istiyorum.
‘O DOĞRUDUR ÇÜNKÜ ONA O ŞEKİLDE İNANMAK DAHA ÇOK İŞİME GELİYOR.’ Doğuştan gelen bencillik: Daha çok iktidar, para ve kişisel avantajlar edinmeye yarayacak şeyleri ve inançları mantıksal temelleri olmamasına rağmen kısa yoldan kabullenirim.
İnsanlar doğal olarak yukarıdaki gibi davranma ve değerlendirme eğiliminde oldukları için, tür olarak, meşru entellektüel standartları yerleştirme ve geliştirme konusunda anlamlı bir ilgi geliştiremedik. Düşünme biçimlerimizin hatalı olması sürpriz bir şey değil. Esasında biz ‘Kendi kendini kandıran hayvanlarız .’
Evrensel Entellektüel Standartlar:
Ve uygulamada kullanılabilecek sorular
Evrensel entellektüel standartlar, bir sorun, bir konu ya da bir olayla ilgili düşüncenin mantıki yönden kalitesi kontrol edilmek istendiğinde uygulanması gereken standartlardır. Eleştirel düşünebilmek bu standartlara hakim olmayı gerektirir. Eğitimciler derste bunları öğrencilere öğretirken, öğrencilerin düşünmesine yolaçacak, onları kendi düşünme tarzlarından sorumlu tutacak sorular sormalıdır, ve bu sorular tutarlı bir şekilde sorulmalı, öğrenciler bu soruları kendilerine sormaları gereken sorular olarak içselleştirmelidir.
O halde, nihai hedef bu soruların, öğrencilerin düşünmesine kaynaştırılarak içlerinden gelen sesin bir parçası olarak yerleştirilmesidir. Bu, öğrencilerin giderek daha iyi muhakeme etmelerine yolaçar. Birçok evrensel standart var, fakat biz aşağıdakiler üzerinde duracağız:
Açıklık:
Konuyu biraz daha açar mısınız? O noktayı başka bir biçimde açıklayabilir misiniz? Bunu bana gösterebilir misinız? Bir örnek verebilir misiniz?
Açıklık giriş niteliğinde bir standarttır. Bir anlatım net değilse, onun doğru ya da konuyla ilgili olup olmadığını anlayamayız. Gerçekte, ne söylendiğini tam olarak bilmediğimiz için, o konu hakkında pek bir şey söyleyemeyiz. Örneğin, ‘Amerika’nın eğitim sistemi konusunda ne yapılabilir?’ sorusu açık değildir. Soruyu tam olarak yanıtlandırabilmek için, problemin sorunun neresinde olduğunu daha açık bilmemiz gerekir. Soru daha açık bir şekilde şöyle olabilirdi: ‘Eğitimciler, öğrencilerin iş yaşamında ve günlük kararlarını verdikleri ortamlarda başarıyla kullanabilecekleri beceri ve yetenekleri öğrenip öğrenmediklerinden emin olmak amacıyla ne yapabilirler?’
Doğruluk
O, gerçekten doğru mudur? Bunu nasıl kontrol edebiliriz? Onun doğru olup olmadığını nereden bilebiliriz? Bir anlatım açık olabilir ancak doğru olmayabilir, ‘Köpeklerin bir çoğu 150 kilonun üzerindedir.’ gibi.
Netlik
Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz? Biraz daha özgün olabilir misiniz? Bir anlatım hem açık hem doğru fakat net olmayabilir, ‘Jack aşırı kiloludur.’ örneğinde olduğu gibi. (Jack’in ne kadar fazla kilosu olduğunu bilmiyoruz, yarım kilo ya da 250 kilo).
İlgililik
‘Söylenen şey soruyla ne kadar bağlantılı? Soru konunun ne kadarını kapsıyor? Bir ifade açık, doğru ve net fakat konuya ilişkin soruyla ilgili olmayabilir. Örneğin, öğrenciler çoğunlukla kursta harcadıkları çabaların aldıkları notları attırması gerektiğini düşünürler. Oysa harcanan çaba öğrenme kalitesini ölçmez ve öyle olsa bile, çaba öğrencinin hakettiği notla ilgili değildir.
Derinlik
Cevabınız sorunun karmaşık yönlerini ne şekilde aydınlatıyor?: Sorudaki problemleri nasıl ele alıyorsununuz? Bu, en önemli faktörle ilgili midir?
Bir ifade açık, doğru, kesin, ve konuyla ilgili fakat derinlikten yoksun olabilir. Örneğin, ‘Yalnızca hayır deyin’ ifadesi açık, doğru, kesin, ve konuyla ilgili olabilir. Fakat yüzeyseldir, çünkü oldukça karmaşık bir konu ve gençler arasında yaygın olan madde kullanımına yönelik mücadele ile çok yüzeysel bir ilişki içerisindedir. Konunun kompleks doğasına hitap etmemektedir.
Genişlik
Farklı bir perspektiften bakmamız gerekir mi? Aynı soruyu başka bir şekilde ele alabilir miyiz? Muhafazakar bakış açısından bu soru nasıl düşünülürdü? Bu konu başka bir bakış açısından nasıl ele alınıyor....?
Bir mantık dizisi açık, doğru, tam, ilgili ve derin fakat genişlikten yoksun olabilir (tıpkı muhafazakar ya da liberal bakış açıları gibi, bir konuya derinlemesine girerler fakat sorunun yalnızca bir yönünü ele alırlar.)
Mantık
‘Bunun gerçekten bir anlamı var mı?: Söylediğin şeyle ilgili mi? Konu nasıl ilerliyor? Fakat bunu ima etmeden önce ve şimdi onu söylerken, her ikisinin aynı anda nasıl doğru olabileceğini anlayamıyorum.
Birşey düşünürken birçok görüşü aynı anda düşünebiliriz. Düşünceler bileşimi karşılıklı olarak birbirini destekler ve bir anlam ortaya koyarsa bu düşünce tarzı mantıklı demektir. Fikirler karşılıklı olarak destekleyici değilse mantık bir anlamda çelişkili ya da anlamsızdır, yani kombinasyon mantıksızdır.
AçıklıkBiraz daha açabilir misiniz?
Bir örnek verebilir misiniz?
Ne demek istediğinizi gösterebilir misiniz?
DoğrulukOnu nasıl denetleyebiliriz?
Onun doğru olup olmadığını nasıl bilebiliriz?
Onu nasıl test edebiliriz?
Belirginlik Biraz daha spesifik olabilir misiniz?
Biraz daha fazla ayrıntı verebilir misiniz?
Biraz daha açık olabilir misiniz?
İlgili olmaklıkSorunla ilişkisi nedir?
Sorun üzerindeki ağırlığı nedir?
Konuyla ilgili olarak bize nasıl yararlı olabilir?
DerinlikHangi etmenler bunu zor bir problem yapmaktadır?
Konunun karmaşık yönleri nelerdir?
Üzerinde durmamız gereken güçlükler nelerdir?
GenişlikKonuya başka bir bakış açısından bakmalı mıyız?
Başka bir bakış açısını da düşünmeli miyiz?
Konuya başka şekillerde yaklaşmalı mıyız?
Mantık
Bunların tümü bir anlam ifade diyor mu?
İlk paragraf son paragrafla uyumlu mu?
Söylediklerin kanıtlarla örtüşüyor mu?
AnlamlılıkBu, düşünülmesi gereken en önemli şey midir?
Bu, odaklaşılacak ana konu mudur?
Bu gerçekliklerin hangileri en önemlileridir?
AdaletBu konuya hiç yatırım yaptım mı?
Başkalarının görüşlerini içtenlikle temsil ediyor muyum?
Bir Makalenin Mantığının Analizinde Kullanılabilecek şablon
Elinizdeki bir makaleyi alın, aşağıdaki modeli kullanrak makalenin mantığı üzerinde çalışın. Bu şablon istediğiniz kitabın istediğiniz bir bölümünün mantıki analizini yapmak üzere değiştirilebilir.
(Makalenin adını yazınız) .... ...Mantıksal Analizi
1. Bu makalenin en temel amacı ......................................................................
(Yazarın bu makaleyi niçin yazdığını olabildiğince doğru bir şekilde ifade edin.)
2. Yazarın işaret ettiği anahtar soru ........................................................
(Yazarın makaleyi yazarken kafasındaki anahtar soruyu bulmaya çalışın.)
3. Makaledeki en önemli bilgi..............................................................
(Yazarın, vardığı sonuçları desteklemek için kullandığı gerekçeleri, deneyimleri ve verileri ortaya koyun.)
4. Makaledeki temel çıkarımlar......................................................................
(Yazarın makalede vardığı ve ortaya koyduğu temel sonuçları belirleyin)
5. Bu makalede bilmemiz gereken ana kavramlar..........................................
(Bu kavramlarla yazar şunları söylemek istiyor.....................................
(Yazarın mantık çizgisini anlayabilmek için bilmeniz gereken en önemli fikirleri ortaya koyun.)
6.Yazarın düşüncelerinin arka planındaki varsayım(lar) .......................................................................................................
(Yazar neyi olmuş gibi varsayıyor, sorgunabilir olanı bulmaya çalışın.)
7. a) Bu mantık zincirini ciddi bir şekilde ele alırsak, varacağımız sonuçlar ...................................................................................................şunlardır.
(Eğer insanlar yazarın mantığını izlerlerse ne tür sonuçlara varırlar?
b)Yazar gibi mantık kurmazsak, bunun sonuçları şöyle ..........................................................................................................olacaktır.
(Yazarın mantığını kullanmazsak bundan hangi sonuçlar doğar?)
8.Bu makalede ortaya konulan bakış açıları şunlardır .......................................................................................................................
(Yazar neye odaklaşıyor, ve onu nasıl görüyor?)
Mantık Değerlendirme Kriterleri
1) Amaç: Mantığı kuran kişinin amacı nedir? Bu amaç açıkca ifade ya da ima edildi mi? Bu amacın haklı gösterilebilir bir yönü var mı?
2) Soru: Konuya ilişkin soru iyi ifade edildi mi? Soru açık ve önyargısız mı? Sorunun ifade ediliş biçimi konunun kompleks yapısıyla uyumlu mu? Soru ve amaç doğrudan doğruya birbiriyle ilintili mi?
3) Bilgi:Yazar ilgili kanıt, deneyim ve/veya önemli bir bilgi ortaya koyuyor mu? Verilen bilgi doğru mu? Yazar konunun karmaşık yapısını ortaya koyuyor mu?
4) Kavramlar:Yazar gerektiğinde temel kavramları ifade edebiliyor mu? Kullanılan kavramlar yerinde mi?
5) Varsayımlar: Yazar kabullendiği ya da varsaydığı şeye karşı duyarlılık gösteriyor mu? (O varsayımlar mantıklı bir şekilde sorgulanabildiği sürece). Yazar varsayımlarda doğal olarak varolan sorunlara işaret etmeden sorgulanabilir varsayımlar kullanabiliyor mu?
6) Çıkarımlar: Yazar ana sonuca nasıl vardığını açıklayan bir mantık zinciri geliştirdi mi?
7) Bakış açısı: Yazar alternatif bakış açılarına veya mantık zincirlerine duyarlılık gösteriyor mu? Diğer bakış açıları tarafından ortaya konulan itirazları düşünerek cevap ortaya koyuyor mu?
8) Sonuçlar: Yazar aldığı pozisyonun etki ve sonuçlarına ilişkin bir duyarlılık içinde mi?
Temel Entellektüel Özellikler
Entellektüel empati
Entellektüel özellikler ya da Erdemler
Entellektüel entegrasyon
Entellektüel alçakgönüllülük
Entellektüel otonomi
Mantığa güven
Entellektüel ısrarcılık
Entellektüel yüreklilik
Makul olmaklıkEntellektüel Alçakgönüllülüğe karşı Entellektüel Kibir
Bu, kişiyi çoğu zaman yanıltabilecek, bencilliğin ortaya çıktığı koşullara gösterilen doğal eğilime ek olarak, kişinin sahip olduğu bilgilerin sınırlı olduğunu bilmesidir. Ayrıca kişinin önyargıya eğilimli olduğunun ve bakış açılarındaki sınırlılığının da fakında olmasıdır. Entellektüel alçakgönüllülük, esasında, kişinin bildiğinden daha fazlasını iddia etmemesi gerektiğini bilmesidir. Bu, basitçe her tarafa çekilebilir olmak ya da herşeye boyun eğmek demek değildir. Kişinin inançlarıyla ilgili mantıksal temellere yönelik içgörüsünün varlığı ya da yokluğu ile birleşmiş bir entellektüel bilgiçliğin, kendini beğenmişliğin ya da kibrin olmayışı demektir.
Entellektüel Yürekliliğe karşı Entellektüel Korkaklık
Güçlü ve olumsuz duygularımız ve bu duyguların sonucu olarak ciddi bir şekilde eğilmediğimiz görüş, inanç veya bakış açılarımızla yüzleşmek, ve bu duyguları doğru bir şekilde ortaya koyma ihtiyacının bilincinde olmak demektir. Bu cesaret, tehlikeli ya da absürd olduğu düşünülen fikirlerin, bazen bir bütün olarak ya da kısmen rasyonel bir şekilde açıklanabileceğini bilmekle, ve vardığımız sonuçların, inançların bazen hatalı ve bizi yanlış yöne götürebileceğini anlamayla ilişkilidir. Kendimiz için neyin ne olduğunu belirlerken, öğrendiğimiz herşeyi edilgen ve eleştirel olmayan bir şekilde kabullenmemeliyiz. Kaçınılmaz bir şekilde absürd ya da tehlikeli görülen bazı düşüncelerdeki bazı doğruları, ve içinde bulunduğumuz sosyal grupta güçlü bir şekilde kabul gören bazı görüşlerin çarpıklığını ve yanlışlığını araştımaya başlayacağınız yerde entellektüel cesaret devreye girer. Böyle durumlarda kendi düşünme biçimimize karşı dürüst olmalıyız. Normlara uymayanların cezaları şiddetli olabilir.
Entellektüel Empatiye karşı Entellektüel Darkafalılık
Kişinin kendini düşünsel olarak diğerlerinin yerine koyması gerektiğini bilmesidir ki bu, uzun süreli düşünce ve inançlarımızla ilgili otomatik algılarımızı belirlerken gösterdiğimiz benmerkezci eğilimlerin farkında olmayı gerektirir. Bu özellik, diğerlerinin dünya görüşlerini ve düşünce biçimlerini doğru bir şekilde yeniden kurabilme ve bizden farklı varsayımları ve fikirleri doğru birbiçimde mantığa oturtabilme becerisiyle ilişkilidir. Bu özellik, ayrıca, kesinlikle haklı olduğumuzu düşünmemize rağmen geçmişte hatalı olduğumuzu düşünmeye hazır ve tekrar aynı şekilde aldanma durumuna düşebilme olasılığını tasavvur edebilme becerisiyle de ilişkilidir.
Entellektüel Otonomiye karşı Entellektüel Uyum
Kişinin inançları, değer yargıları ve çıkarımları üzerinde rasyonel bir kontrole sahip olması demektir. İdeal eleştirel düşünce tarzı, kişinin kendi düşünce süreçlerine egemen olmayı öğrenmesidir. Bu, kişinin mevcut inançları mantık ve delil temellerine dayanarak analiz edip değelendirmesini, gerektiğinde sorgulamasını, inanması gerektiğinde inanmasını ve kabullenmesi gerektiğinde de bunu kabullenmesini öngörür.
Entellektüel Entegrasyona karşı Entellektüel İkiyüzlülük
Kişinin kendine karşı dürüst; gerektiğinde entellektüel standartlarında tutarlı olması; kendine karşı çıkan kişilerin de aynı zorluktaki delil ve kanıtları ortaya koyma aşamalarından geçmesi; söylediklerini başkaları için de kabul edip uygulaması; ve dürüstçe kendi düşünce ve eylemlerindeki çelişki ve tutarsızlıkları kabul etmesi gerektiğini bilmesidir.
Entellektüel Güçlü Duruşa karşı Entellektüel Tembellik
Entellektüel içgörü ve gerçekliklere ilişkin tüm zorluklara, engellere ve engellenmelere karşın içgörü sahibi olma gerekliğinin bilinmesidir. Başkalarının akılcı olmayan karşıçıkışlarına karşı rasyonellik ilkelerine güçlü bir şekilde sarılmaktır; daha derin bir anlama ve içgörü kazanmak için harcanan zaman sonrasında aydınlatılmamış sorular ve karmaşalarla mücadele etme gerektiği duygusudur.
Sebeplere Güvene karşı Sebep ve Kanıta olan Güvensizlik
Kişilerin ve insanlığın yüksek çıkarlarına duyulan güvene en iyi hizmet, nedenlere çok önem verilerek insanların kendi rasyonel düşünce fakültelerini geliştirdikten sonra sonuçlara kendilerinin varmalarını desteklemekle edilir. Tam bir destek, donanım ve yatırımla oluşan inanç sayesinde insanlar kendileri adına düşünebilmeyi, rasyonel bakış açıları geliştirebilmeyi, mantıklı sonuuçlar çıkarabilmeyi, tutarlı düşünebilmeyi ve mantıksal olarak birbirlerini nedenler ortaya koyarak ikna etmeyi başarabilirler. İnsanlar güçlü bir inançla, aklın ve toplumun derinlerinde yatan engellemelere karşın yine de mantıklı kişiler olabilirler.
Tarafsızlık/ Dürüstlüğe karşı Entelleütel Adaletsizlik
Kişinin kendi duygularına ya da ilgi duyduğu şeylere, arkadaşlarına, içinde bulunduğu topluma ya da ait olduğu millete göndemelerde bulunmadan tüm fikirlere eşit bir mesafeden saygı duyabilme bilincidir. Bu, kişinin ait olduğu grubun avantajlarını kullanmadan ona bağlı olabildiğini gösterir.
Üç Tip Soru
Bir soruyu ele alırken ne tür bir soru olduğunu bilmek yararlıdır. Kesin bir cevabı olan soru mu? Öznel bir tercihi gerektiren soru mu? Ya da soru, rekabet tarzındaki cevaplar düşünmenizi mi gerektiriyor?
1
Bir Sistem
↓
belli bir sistem içerisinde kanıt ve mantık gerektirir.
↓
Doğru bir yanıt
↓
Bilgi
2
Sistem yok
↓
öznel bir tercih ifadesi gerektirir.
↓
bireysel görüş
↓
değerlendirilemez.
3
Çoklu Sistem
↓
çoklu sistemler içerisinde kanıt ve mantık gerektirir.
↓
daha iyi ve daha kötü yanıtlar
↓
Yargı
Problem Çözme Şablonu
Problem Çözme Şablon
Etkili bir şekilde problem çözebilen bir kişi olabilmek için:
1) Hedeflerinizi, amaçlarınızı ve gereksinimlerinizi düşünün ve bunları düzenli bir şekilde yeniden ortaya koyun. Hedeflerinize ulaşırken, amaçlarınızı gerçekleştirirken, gereksinimlerinizi karşılarken ortaya çıkan sorunları olası engeller olarak görün.
2) Olabildiğince sorunları teker teker ele alın. Problemi mümkün olduğunca açıkca ve net bir şekilde ifade edin.
3) Sorununuzu, üzerinde çalıştığınız türden bir sorun olup olmadığını ortaya çıkarmak üzere inceleyin. Örneğin, sorunu çözmek için ne tür şeyler yapacağınızı düşünün. Denetleyebileceğinizi düşündüğünüz problemleri bu şekilde düşünmediğiniz problemlerden ayıredin. Denetleyemediğiniz sorunları bir kenara koyun. Çözebileceğiniz sorunlar üzerinde durun.
4) İhtiyacınız olan bilgiyi düşünün ve bunu etkin bir biçimde araştırın.
5) Topladığınız bilgiyi, hangi mantıklı sonuçları çıkarabileceğinizi düşünerek dikkatli bir şekilde analiz ederek yorumlayın
6) Eylem seçeneklerinizi düşünün. Kısa ve uzun vadede ne yapabilirsiniz? Açık ve net bir şekilde para, zaman ve güç açısından olası sıkıntılarınızı bilin.
7) Seçeneklerinizi, içinde bulunduğunuz durumun üstünlük ve kısıtlarını dikkate alarak değerlendirin.
8) Sorunla ilgili olarak stratejik bir tavır alın ve o stratejiyi izleyin. Bu tavır, doğrudan bir eylem ya da bekle ve gör stratejisi ile birlikte dikkatli düşünmeyi içerebilir.
9) Harekete geçtikten sonra yaptıklarınızın sonuçları ortaya çıktıkça onları izleyin. Soruna ilişkin stratejinizi ya da analizinizi veyahutta probleme ilişkin ifadenizi ya da daha fazla bilgi edindiğinizde üçünü değiştirmeye hazır olun.
Değerlendirme yaparken bilinmesi gerekenler
1) Neyi ve niçin değerlendiriyorsunuz? (kısa ve net olun)
2) Araştıran ve değerlendiren sorular sorun (amacınızı yansıtan).
3) Edinmeniz gereken bilgiyi belirleyin (sorunuzu yanıtlamak için).
4) Kullanacağınız ölçütler ve standartlara karar verin. (bunlar uygulanabilir mi, mantıklı mı, ve amacınızla aynı çizgide mi?).
5) Neyi bulmak istediğiniz konusunda açık olun.
6) Değerlendirme yaparken kullandığınız sistemin beklemediğiniz olumsuz sonuçları var mı?
7) Değelendirmenizi genel anlamda gözden geçirin. Yaptığınız değerlendirme tutarlı, mantıklı, gerçekci ve uygulanabilir mi?
Eleştirel düşünebilen kişiler, entellektüel özellikler geliştirmek için entellektüel standartları akıl yürütmenin elemanlarına düzenli bir şekilde uygularlar.
Entellektüel özellikler geliştirmeyi öğrendikçe, kutuda verilen standartlar aşağıdaki elemanlara uygulanmalıdır.
STANDARTLAR
Açıklık
Doğruluk
İlgili olmak
Mantıklılık
Genişlik
Netlik
Anlamlılık
Bütünlük
Adaletli olmak
Derinlik
ÖĞELER/ELEMANLAR
Amaçlar
Sorular
Bakış açıları
Bilgi
Çıkarımlar
Kavramlar
Sonuçlar
Vasayımlar
ENTELLEKTÜEL ÖZELLİKLER
Entellektüel Alçakgönüllülük
Entellektüel Otonomi
Entellektüel Entegrasyon
Entellektüel Yüreklilik
Entellektüel Israrcılık
Sebeb/Mantığa Güven
Entellektüel Empati
Makul olma
Fikir Babası
(Düşüncenin güzel alışkanlıkları ikinci bir doğal özellik haline dönüşür.)
Düşünen’in Kılavuzu Kütüphanesi
Düşünen’in Kılavuzu serileri uygun, pahalı olmayan, öğrencilerin ve fakültelerin okuma, öğrenme ve öğretme becerilerinin kalitesini arttırabilecek kaynaklar sunmaktadır. Uygun fiyatı ise akademisyenlerin bu küçük kılavuzu ana kitaba ek olarak tüm öğrencilere önermelerine yardımcı olur.
İlerlemiş Düşünür
(Uygulamalarımıza devamda ilerleriz.)
Kullanılabilirliği ister sınıfta ister okul dışında olsun öğrencilerin, kılavuzu istedikleri her an ellerinin altında bulundurabilmelerini sağlar. Kılavuzun kısa ve anlaşılır oluşu ise temel eleştirel düşünme ilkelerinin sürekli hatırlanmasını sağlar.
Öğrenci ve Fakülteler için Düşünen’in Kılavuzu
Uygulamacı Düşünür
(Düzenli uygulama yapmanın önemini anlarız.)
Eleştirel Düşünme Kavram ve Araçları (Bu kılavuz, item 520)
Analitik Düşünme
Nasıl Çalışılır ve Öğrenilir
Temel Soruları Sorma
Bir Paragraf Nasıl Okunur?
Başlangıç Aşamasındaki Düşünür
(Düzenli uygulama yapmadan ilerlemeye çalışırız .)
Bir Paragraf Nasıl Yazılır?
Medyadaki Önyargı ve Propaganda nasıl ortaya çıkartılır?
Stratejik Düşünme
Ahlaki Mantık
Bilimsel Düşünme
Meydan Okunan Düşünür (Düşünme biçimimizde önemli sorunlarla karşılaşırız.)
Düşünme Hataları: Zihinsel Kandırmaca Sanatı
İnsan Aklı
Çocuklar için Eleştirel Düşünme Kılavuzu
Fakülteler için:
Öğretmenler için Etkin ve İşbirlikçi Öğrenme
Yansıtma Yapmayan Düşünür (Düşünce yapımızdaki anlamlı sorunların farkında değiliz.)
Öğrencilerde Öğrenme Nasıl İyileştirilebilir
Eleştirel ve Yaratıcı Düşünme
Bu kılavuz için fiyat listesi (Kavramlar ve Araçlar, item 520):
ABD Kanada İngiltere
1-24 kopya $ 4.00 bir adet $ 5.20CN £ 2.30
25-199 adet $ 2.00 bir adet $ 2.60CN £ 1.15
200-499 adet $ 1.75 bir adet $ 2.25CN £ 1.00
Artı kargo ücreti
(Yukarıdaki kılavuzların teker teker fiyatları da dahil daha fazla bilgi ve kaynak için web sitemizi http://www.criticalthinking.org/ adresinden ziyaret edin.
The Foundation for Critical thinking
P.O. Box 220
Dillon Beach, CA 94929
http://www.criticalthinking.org/ 707.878.9111 (Faks)
cct@criticalthinking.org 707.878.9100 (Telefon)
Yazarlara İlişkin
Dr. Linda Elder psikoloji ve eleştirel düşünmeyi kolejlerde öğreten bir eğitim psikoloğudur. Eleştirel Düşünme (ED) Kurumunun Başkanı ve ED Merkezinin Yönetim Kurulu Başkanıdır.Dr. Elder düşünce ve duygu, biliş ve duygulanım arasındaki ilişki üzerine özgün bir araştırma yapmış ve eleştirel düşünmenin aşamalarına ilişkin özgün bir teori geliştirmiştir. Gelişimsel Eğitim Dergisi’nde Eleştirel Düşünme üzerine olan bir köşe de dahil olmak üzere eleştirel düşünme konusunda yazılmış bir dizi makalenin hem yazarlığını hem ikinci yazarlığını yapmıştır. ‘Eleştirel Düşümce: Kendi öğrenme biçiminiz ve yaşamımızla ilgili sorumluluğu alma gereçleri’, ve ‘Eleştirel Düşünme: Profesyonel ve Bireysel Yaşamımızda sorumluluk almaya yönelik gereçler’ adlı iki kitabın ikinci yazarlığını yapmıştır. Kendisi dinamik bir sunucudur.
Dr. Richard Paul uluslararası eleştirel düşünme (ED) hareketinin önemli bir lideridir. ED merkezinde araştırma yöneticisi olup ‘National Council for Excellence in Critical Thinking’ kuruluşunun başındadır. 200 makale ve 7 kitap yazmıştır. Eleştirel düşünme üzerine yüzlerce çalışma grubu ve PBS için 8 ED video programı yapmıştır. ED üzerine olan görüşlerine ‘The New York Times, Education Week, The Choronicle of Higher Education, Educational
Leadership, Newsweek, US, News and Worl Report, ve Reader’s Digest’
BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
M.c Lean’ın Evrensel gelişim kuramına göre beyin üç bölümden oluşur.
1.Sürüngen Sistem(reptilian) R-Kompleks
2.Limbik Sistem(insani sistemlerin ilki)
3.Neokorteks(düşünen beyin)
ÜÇLÜ BEYİN
1.R-Kompleks:Büyük ölçüde beyin sapında.Atalarımızdan kalan beyin,yaşamın sürdürülmesiyle görevli.
2.Limbik sistem:Duyu denetimi,bellek,organizasyon,koku
3.Neokorteks:Duyusal verilerin işlemi,dil,soyut düşünce,yaratıcılık,planlama,karmaşık sorunların çözümü.
Prefrontal korteks(neokorteksin uzantısı):Gelecek umudu,empati,sevecenlik gibi duygular bulunur.
ÖĞRETİMDE ÜÇ BEYNİN ÖNEMİ
Korku ve kaygı halinde,davranış neokorteksten aşağıya doğru limbik sistem ve R-Kompleksin emrine girer ve kişi ilkel davranışlarda bulunur.Öğrenme için kaygının düşük olması gerekir.
Eğitimciler rahatlama ve rahatlatma tekniklerini bilmeli,düşük kaygı ve üst düzeyde isteğin hakim olduğu bir sınıf oluşturmalı ve orkestra şefi gibi durumu yönetmelidir.
Amaç
Davranışçı modelden uzak,sorgulamaya açık bir eğitimdir.
Böyle bir eğitimin gerçekleşmesi için Beyin Temelli Öğrenmenin 12 ilkesi göz önüne alınmalıdır.
BEYİN TEMELLİ (NÖRO-FİZYOLOJİK) ÖĞRENME KURALLARI
Öğrenmeyi insan beynindeki hücreler(nöronlar)arasındaki sinaps bağlara göre açıklayan ve öğrenme sürecini beyin temelli olarak ele alan bir yaklaşımdır.Buna göre herhangi bir konuda beyinde meydanda gelen öğrenmede nöronlar arasında kurulan sinaps bağların etkisi ve gücü önemlidir.
Davranışçılık akımının öğrenmeyi açıklamada yetersiz kalması,okulların nitelikli insan yetiştirme gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalması,eğitim araştırmalarının tek boyutlu ve yetersiz olduğunu savunan Caine Beyin Temelli Öğrenmeyi ortaya atarak eğitim alanında yapılan bilimsel çalışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır.Beyin Temelli Öğrenmenin temel amacı,beynin temel kurallarını açıklamak ve öğretme süreçlerinin en iyi nasıl kullanılacağı ve bunun koşullarının neler olduğu üzerine odaklaşmaktadır.
Beyin Temelli Öğrenmenin açıklamaları ve eğitime getirdiği yeni bakış açısına göre;öğrencilerin öğrendikleri;diğer bildikleriyle ilişkilendirilmelidir.Bu,insanlardaki doğal olarak var olan yaşantılardan öğrenme yeteneğine de uygundur.Öğrencilere bütün sistemleri ve doğal meraklarını katabilecekleri fiziksel harekete uygun,sosyal etkileşime,uygulamaya,dili ve yaratıcılıklarını kullanmaya elverişli yaşantılar sunulmasını önermektedir.Beyin Temelli Öğrenmenin 12 temel prensibi üzerinde durulmaktadır.Bunlar:
BEYİN PARALEL BİR İŞLEMCİDİR:
İnsan beyni genellikle birçok işi birden yürütür.Duygu,düşünce,hayal ve yönelimler aynı anda birlikte işlemektedir.Bütün bunlar,bilgi işlemenin aşamalarıyla ve sosyokültürel bilginin artışıyla da etkileşim halindedir.
Eğitim açısından doğurguları:İyi bir öğretim,beyinin tüm yönleriyle işleyişini sağlayan öğrenciyi tecrübelerini,bir orkestra gibi yönlendirildiği öğretimdir.
2. ÖĞRENME TÜM FİZYOLOJİYLE İLGİLİDİR:
Beyin doğal kurallara göre işleyen fizyolojik bir organdır.Bu nedenle öğrenmede fizyolojik bir olaydır.Öğrenme de nefes alıp verme gibi doğal olup kolaylaştırılabilir.Yada engellenebilir.Sinirlerin büyümesi,beslenme ve etkileşimin,algılama ve yaşantıların değerlendirilmesiyle sıkı ilişki vardır.
Eğitim açısından doğurguları:Fizyolojik fonksiyonlarımızı etkileyen her şey öğrenme yeteneğimizi de etkiler.Sitres yönetimi,beslenme,egzersiz ve rahatlık,sağlıklı olmanın tüm diğer öğeleri gibi her yönden öğrenme süreciyle ilişkilendirmek zorundadır.Alışkanlık ve inançlarda fizyolojik yönden etkilidir.Bunların yanında öğrenme,zamanlama bireysel özellikler,belirli aralıklarla tekrar eden olaylardan ve özel dönemlerden de etkilenir.
3.ANLAM ARAYIŞI İÇSELDİR:
Anlamlandırma(tecrübelerimize anlam verme) ve bunun sonucuna uygun hareket etme gereksinimi kendiliğindendir.Anlamların araştırılması insan beyni için temel ve yaşamsal bir olgudur.Anlamlandırma önlenemez,ancak yönlendirilir,odaklandırılabilir.
Eğitim açısından dolguları:Derslerin genel olarak heyecan verici ve anlamlı olması,çocuklara geniş seçme olanağı sağlar.Öğrenmeler,yaşamı yansıttığı oranda anlamlı olacaktır.
4.ANLAM ARAYIŞI ÖRÜNTÜLEMEYLE OLUŞUR:
Örüntüleme bilintinin anlamlı organizasyonu ve sınıflandırılmasına işaret eder.Bir bakıma beyin,kendisine ait bu örüntüler oluşurken onları sezip anlamaya çalışan ve bu özgün ve yaratıcı yapılara anlam veren bir sanatkar bir bilgin gibidir.Beyin kendine empoze edilen anlamsı görüntüleri reddeder. “Anlamsız” örüntüler,öğrenci için bir mana ifade etmeyen yalıtılmış bilinti parcacıklarıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenenler şu veya bu biçimde her zaman örüntülüyor,ya da algılıyor ve anlamlar yaratıyorlar.Onları durduramayız,ama yönlerini etkileyebiliriz.Hayal kurma eleştirel düşünme ve problem çözme gibi bir örüntüleme yoludur.
5.ÖRÜNTÜLEMEDE DUYGULAR ÇOK ÖNEMLİDİR
Öğrenme kolaylıkla olmaz.Öğrendiklerimiz;ümit,bireysel beklentilerimizle,yanlılık,özsaygı düzeyi ve sosyal etkinliklerimize dayalı duygu ve düşüncelerimizle etkilenip düzenlenmektedir.Duygular ve biliş birbirinden ayrılamaz.Duygularda bilginin depolanıp hatırlanmasını kolaylaştırdığından bellek için çok önemlidir.Örneğin bir hayat tecrübesi veya dersin duyuşsal etkisi yaşanılan olaydan çok sonradan sürebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler,öğrencilerin duygu ve tutumlarının dikkate alınmasını gerektiğini ve bunların sonraki öğrenmeleri belirleyeceğini bilmelidirler.Bilişsel ve duyuşsal öğelerin ayrılmasının olanaksızlığı nedeniyle,duyuşsal iletişim stratejileri de kullanılmalıdır.
6.BEYİN PARÇALARI VE BÜTÜNLERİ AYNI ZAMANDA İŞLER
Sağlıklı bir bireyin beyni ister kelimelerle,ister matematik,müzik veya sanatla uğraşıyor olsun beynin her iki yarım küresi arasında sıkı bir iletişim vardır.Beyinde bilintinin organizasyonu için iki ayrı,fakat eş zamanlı bir eğilim bulunur ve bunlardan birisi bilintiyi parçalara ayırırken diğeri de bilintiyi bir bütün veya bütünün serisi olarak algılayıp değerlendirmektedir.
Eğitim açısından doğurguları:Bilginin gerek parçaları gerekse bütünü ihmal edildiğinde birey öğrenmede aşırı güçlükle karşılaşmaktadır.Parçalar ve bütün,kuramsal olarak karşılıklı etkileşim içindedir.Birbirinden anlam çıkarır ve paylaşırlar.
7.ÖĞRENME HEM ÇEVRESEL HEM DE ODAKLANMIŞ DİKKATİ GEREKTİRİRİR.
Beyin doğrudan farkında olduğu,dikkat ettiği bilintiyi içerir;ancak,dikkatinin ötesinde kalan bilinti ve işaretleride içerir.Bunlar,bir sınıftaki ilgi çekici olmayan gri duvarlar gibi birilerin “bakıp da göremedi” uyaranlar olabilir.Bu tür dışsal uyaranlara,görüş alanında olup da bilinçli olarak dikkat edilmeyen belli belirsiz işaretlerde dahildir.Örneğin bir gülümsemenin anlamı veya vücudun durumundaki hafif bir değişme gibi.
Örneğin,kapının hafifçe tıklatılması dikkat çeker ve bu ses öğrencilerin hem önceki bilgi ve yaşantılarının bir çoğuna,hem de şuanda ne olup bittiğine dair delillere uygun olarak,olası anlamları için işleme tabi tutulur.bu yüzden çevresel bilinti,öğrenmeyi desteklemek için amaçlı olarak organize edilebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler öğrencilerin dikkatleri dışında kalabilecek materyali organize edebilir.Ve de etmek zorundadır.Bu materyalin geleneksel olanları gürültü,sıcaklık durumu ve benzerleridir.Çevresel uyaranlarda tablo,resim,desen setleri ile büyük eserler dahil olmak üzere sanatı kapsar.
Öğütlediğimiz şeyi yaşamamız örneğin sevecen görünme yerine gerçekten bu duyguyu yaşamamız çok önemlidir.
8.ÖĞRENME HER ZAMAN BİLİNÇLİ VE BİLİNÇ DIŞI SÜREÇLERİ İÇERİR.
Öğrendiklerimiz,bilinçli olarak anladıklarımızdan her zaman daha çoktur. “Bilinç düzeyimizin altında pek çok bilinç dışı sürecin işleyip durmakta olduğu anlaşılmaktadır.”Çevresel olarak algılanan pek çok işaret,bireyin özel dikkat ve etkileşimin olmaksızın bilinç altı düzeyde beyne ulaşmaktadır. “Daha sonra bu bilinti biraz gecikmeyle meydana çıkmakta veya güdü ve kararları etkilemektedir.”Böylece tecrübelerimiz oluşur ve hem bu tecrübeleri hemde bize söylenenleri hatırlarız.Örneğin bir öğrenci makamına uygun şarkı söylemeyi öğrenirken aynı zamanda şarkı söylemekten nefret etmeyi de öğrenebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenciler uygun işlemlerle tecrübe edinmedikleri için çoğu öğrenme çabaları boşa gider.Aktif işleme,öğrencilere,neyi nasıl öğrendiklerini gözden geçirme fırsatı verir ve böylelikle,öğrenmenin ve bireysel amaçları sorumluluğunu üstlenmeye başlarlar.Aktif süreç,kısmen yansıtma ve biliş ötesi etkinliklere işaret eder.
9.EN AZ İKİ FARKLI TÜRDE BELLEĞİMİZ VARDIR:
A-UZAMSAL BELLEK SİSTEMİ
B-MEKANİK ÖĞRENME SİSTEMLER DİZİSİ
Yeniden gözden geçirmeyi gerektirmeyen ve yaşantıların kısa süreli bellenmesine olanak veren doğal bir uzamsal bellek sistemimiz vardır.Dün akşamki yemekte ne yediğimizi hatırlanması ezberleme tekniğini gerektirmez.En azından yaşantılarımızın normal üç boyutlu ortamda algılanması için yapılandırılmış bir bellek sistemimiz mevcuttur.Bu sistem sürekli çalışır ve kolay kolay sınırlandırılamaz.Zaman içinde,zihnen sahip olduğumuz madde,kategori süreçler gelişirken o da zenginleşir.
Uzamsal belleğin karşıtı olan bellek,bağlantısız enformasyonu göreceli olarak depolamak üzere yapılandırılmış bir sistem setidir.Anlamsız hecelerle ilgili durum istisna bir durumdur. Bilinti ve beceriler,Önceki bilgi ve güncel yaşantıdan uzaklaşıldığı oranda otomatik belleğe ve tekrara bağlı kalır.
Eğitim açısından doğurguları:Eğitimciler ezber ağırlıklı öğretimde ustadır.Genelde ise ezbere dayandırılan öğretim,öğrenmede transferin kolaylaştırmaz ve anlamanın gelişimini engellemesi mümkündür.
10.OLGUN VE BECERİLEN DOĞAL UZAMSAL BELLEKTE YAPILANDIRILDIĞI ZAMAN EN İYİ ŞEKİLDE ANLAR VE HATIRLARIZ
Kelime dağarcığı ve gramer dahil ana dilimiz etkileşimli yaşantılar yoluyla öğrenilir.Dili,iç süreçler ve sosyal etkileşim birlikte şekillendirilir.Dil öğrenme sürecinin olağan yaşantılara adaptasyonu,belirli şeylere nasıl anlam verildiğini örneğini oluşturur.
Eğitim açısından doğurguları:Genellikle uzamsal bellekten,bazı kültürlerde çok değer verilen yaşantısal öğrenme yoluyla yaralanılmaktadır.
11.ÖĞRENME ZORLANMA İLE ZENGİNLEŞİR,TEHDİT İLE ENGELLENİR.
Beynin,bir korku karşısında performansı düşer,uygun bir düzeyde zorlandığında ise üst düzeyde öğrenir.Performans düşüşünün temel özelliği çaresizlik duygusudur.Beynimizin bazı bölümleri,korku içindeyken kapasitelerinin altında iş görürler.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmen ve yöneticilerin,öğrencide rahat bir uyanıklık durumu yaratmaları gerekmektedir.Bu durum,alt düzeyde bir korku ve üst düzeyde bir zorlama atmosferi içinde genel bir ferahlık oluşturur.
12.HER BEYİN KENDİNE ÖZGÜDÜR.
Duyularımız ve temel duygularımız dahil hepimiz aynı sistemlere sahip olsak da her beyin farklı bir şekilde bütünleşmiştir.Bunun yanında öğrenme,fiilen beynin yapısını değiştirdiğinden,daha çok öğrenme daha çok kendine özgü olmalıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretim,tüm öğrencilerin görsel,işitsel,dokunsal ve duyuşsal tercihlerini sergilemelerini olanak vermek için çok yönlü olmak zorundadır.Diğer bireysel farklarda göz önünde bulundurulmak zorundadır.
NOT:
· “Beyne dayalı öğrenme,izlenecek bir reçete sunmaz.Ancak karar vermemizde
beynin doğasını göz önünde bulundurmamızı söyler.Beyin hakkında bildiklerimizi kullanarak daha iyi kararlar verebiliriz.Daha çok öğrenime erişebiliriz.”Kısaca,beyin temelli öğrenmeyi doğru kullanırsak en iyi sonuçlara ulaşırız.
M.c Lean’ın Evrensel gelişim kuramına göre beyin üç bölümden oluşur.
1.Sürüngen Sistem(reptilian) R-Kompleks
2.Limbik Sistem(insani sistemlerin ilki)
3.Neokorteks(düşünen beyin)
ÜÇLÜ BEYİN
1.R-Kompleks:Büyük ölçüde beyin sapında.Atalarımızdan kalan beyin,yaşamın sürdürülmesiyle görevli.
2.Limbik sistem:Duyu denetimi,bellek,organizasyon,koku
3.Neokorteks:Duyusal verilerin işlemi,dil,soyut düşünce,yaratıcılık,planlama,karmaşık sorunların çözümü.
Prefrontal korteks(neokorteksin uzantısı):Gelecek umudu,empati,sevecenlik gibi duygular bulunur.
ÖĞRETİMDE ÜÇ BEYNİN ÖNEMİ
Korku ve kaygı halinde,davranış neokorteksten aşağıya doğru limbik sistem ve R-Kompleksin emrine girer ve kişi ilkel davranışlarda bulunur.Öğrenme için kaygının düşük olması gerekir.
Eğitimciler rahatlama ve rahatlatma tekniklerini bilmeli,düşük kaygı ve üst düzeyde isteğin hakim olduğu bir sınıf oluşturmalı ve orkestra şefi gibi durumu yönetmelidir.
Amaç
Davranışçı modelden uzak,sorgulamaya açık bir eğitimdir.
Böyle bir eğitimin gerçekleşmesi için Beyin Temelli Öğrenmenin 12 ilkesi göz önüne alınmalıdır.
BEYİN TEMELLİ (NÖRO-FİZYOLOJİK) ÖĞRENME KURALLARI
Öğrenmeyi insan beynindeki hücreler(nöronlar)arasındaki sinaps bağlara göre açıklayan ve öğrenme sürecini beyin temelli olarak ele alan bir yaklaşımdır.Buna göre herhangi bir konuda beyinde meydanda gelen öğrenmede nöronlar arasında kurulan sinaps bağların etkisi ve gücü önemlidir.
Davranışçılık akımının öğrenmeyi açıklamada yetersiz kalması,okulların nitelikli insan yetiştirme gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalması,eğitim araştırmalarının tek boyutlu ve yetersiz olduğunu savunan Caine Beyin Temelli Öğrenmeyi ortaya atarak eğitim alanında yapılan bilimsel çalışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır.Beyin Temelli Öğrenmenin temel amacı,beynin temel kurallarını açıklamak ve öğretme süreçlerinin en iyi nasıl kullanılacağı ve bunun koşullarının neler olduğu üzerine odaklaşmaktadır.
Beyin Temelli Öğrenmenin açıklamaları ve eğitime getirdiği yeni bakış açısına göre;öğrencilerin öğrendikleri;diğer bildikleriyle ilişkilendirilmelidir.Bu,insanlardaki doğal olarak var olan yaşantılardan öğrenme yeteneğine de uygundur.Öğrencilere bütün sistemleri ve doğal meraklarını katabilecekleri fiziksel harekete uygun,sosyal etkileşime,uygulamaya,dili ve yaratıcılıklarını kullanmaya elverişli yaşantılar sunulmasını önermektedir.Beyin Temelli Öğrenmenin 12 temel prensibi üzerinde durulmaktadır.Bunlar:
BEYİN PARALEL BİR İŞLEMCİDİR:
İnsan beyni genellikle birçok işi birden yürütür.Duygu,düşünce,hayal ve yönelimler aynı anda birlikte işlemektedir.Bütün bunlar,bilgi işlemenin aşamalarıyla ve sosyokültürel bilginin artışıyla da etkileşim halindedir.
Eğitim açısından doğurguları:İyi bir öğretim,beyinin tüm yönleriyle işleyişini sağlayan öğrenciyi tecrübelerini,bir orkestra gibi yönlendirildiği öğretimdir.
2. ÖĞRENME TÜM FİZYOLOJİYLE İLGİLİDİR:
Beyin doğal kurallara göre işleyen fizyolojik bir organdır.Bu nedenle öğrenmede fizyolojik bir olaydır.Öğrenme de nefes alıp verme gibi doğal olup kolaylaştırılabilir.Yada engellenebilir.Sinirlerin büyümesi,beslenme ve etkileşimin,algılama ve yaşantıların değerlendirilmesiyle sıkı ilişki vardır.
Eğitim açısından doğurguları:Fizyolojik fonksiyonlarımızı etkileyen her şey öğrenme yeteneğimizi de etkiler.Sitres yönetimi,beslenme,egzersiz ve rahatlık,sağlıklı olmanın tüm diğer öğeleri gibi her yönden öğrenme süreciyle ilişkilendirmek zorundadır.Alışkanlık ve inançlarda fizyolojik yönden etkilidir.Bunların yanında öğrenme,zamanlama bireysel özellikler,belirli aralıklarla tekrar eden olaylardan ve özel dönemlerden de etkilenir.
3.ANLAM ARAYIŞI İÇSELDİR:
Anlamlandırma(tecrübelerimize anlam verme) ve bunun sonucuna uygun hareket etme gereksinimi kendiliğindendir.Anlamların araştırılması insan beyni için temel ve yaşamsal bir olgudur.Anlamlandırma önlenemez,ancak yönlendirilir,odaklandırılabilir.
Eğitim açısından dolguları:Derslerin genel olarak heyecan verici ve anlamlı olması,çocuklara geniş seçme olanağı sağlar.Öğrenmeler,yaşamı yansıttığı oranda anlamlı olacaktır.
4.ANLAM ARAYIŞI ÖRÜNTÜLEMEYLE OLUŞUR:
Örüntüleme bilintinin anlamlı organizasyonu ve sınıflandırılmasına işaret eder.Bir bakıma beyin,kendisine ait bu örüntüler oluşurken onları sezip anlamaya çalışan ve bu özgün ve yaratıcı yapılara anlam veren bir sanatkar bir bilgin gibidir.Beyin kendine empoze edilen anlamsı görüntüleri reddeder. “Anlamsız” örüntüler,öğrenci için bir mana ifade etmeyen yalıtılmış bilinti parcacıklarıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenenler şu veya bu biçimde her zaman örüntülüyor,ya da algılıyor ve anlamlar yaratıyorlar.Onları durduramayız,ama yönlerini etkileyebiliriz.Hayal kurma eleştirel düşünme ve problem çözme gibi bir örüntüleme yoludur.
5.ÖRÜNTÜLEMEDE DUYGULAR ÇOK ÖNEMLİDİR
Öğrenme kolaylıkla olmaz.Öğrendiklerimiz;ümit,bireysel beklentilerimizle,yanlılık,özsaygı düzeyi ve sosyal etkinliklerimize dayalı duygu ve düşüncelerimizle etkilenip düzenlenmektedir.Duygular ve biliş birbirinden ayrılamaz.Duygularda bilginin depolanıp hatırlanmasını kolaylaştırdığından bellek için çok önemlidir.Örneğin bir hayat tecrübesi veya dersin duyuşsal etkisi yaşanılan olaydan çok sonradan sürebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler,öğrencilerin duygu ve tutumlarının dikkate alınmasını gerektiğini ve bunların sonraki öğrenmeleri belirleyeceğini bilmelidirler.Bilişsel ve duyuşsal öğelerin ayrılmasının olanaksızlığı nedeniyle,duyuşsal iletişim stratejileri de kullanılmalıdır.
6.BEYİN PARÇALARI VE BÜTÜNLERİ AYNI ZAMANDA İŞLER
Sağlıklı bir bireyin beyni ister kelimelerle,ister matematik,müzik veya sanatla uğraşıyor olsun beynin her iki yarım küresi arasında sıkı bir iletişim vardır.Beyinde bilintinin organizasyonu için iki ayrı,fakat eş zamanlı bir eğilim bulunur ve bunlardan birisi bilintiyi parçalara ayırırken diğeri de bilintiyi bir bütün veya bütünün serisi olarak algılayıp değerlendirmektedir.
Eğitim açısından doğurguları:Bilginin gerek parçaları gerekse bütünü ihmal edildiğinde birey öğrenmede aşırı güçlükle karşılaşmaktadır.Parçalar ve bütün,kuramsal olarak karşılıklı etkileşim içindedir.Birbirinden anlam çıkarır ve paylaşırlar.
7.ÖĞRENME HEM ÇEVRESEL HEM DE ODAKLANMIŞ DİKKATİ GEREKTİRİRİR.
Beyin doğrudan farkında olduğu,dikkat ettiği bilintiyi içerir;ancak,dikkatinin ötesinde kalan bilinti ve işaretleride içerir.Bunlar,bir sınıftaki ilgi çekici olmayan gri duvarlar gibi birilerin “bakıp da göremedi” uyaranlar olabilir.Bu tür dışsal uyaranlara,görüş alanında olup da bilinçli olarak dikkat edilmeyen belli belirsiz işaretlerde dahildir.Örneğin bir gülümsemenin anlamı veya vücudun durumundaki hafif bir değişme gibi.
Örneğin,kapının hafifçe tıklatılması dikkat çeker ve bu ses öğrencilerin hem önceki bilgi ve yaşantılarının bir çoğuna,hem de şuanda ne olup bittiğine dair delillere uygun olarak,olası anlamları için işleme tabi tutulur.bu yüzden çevresel bilinti,öğrenmeyi desteklemek için amaçlı olarak organize edilebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler öğrencilerin dikkatleri dışında kalabilecek materyali organize edebilir.Ve de etmek zorundadır.Bu materyalin geleneksel olanları gürültü,sıcaklık durumu ve benzerleridir.Çevresel uyaranlarda tablo,resim,desen setleri ile büyük eserler dahil olmak üzere sanatı kapsar.
Öğütlediğimiz şeyi yaşamamız örneğin sevecen görünme yerine gerçekten bu duyguyu yaşamamız çok önemlidir.
8.ÖĞRENME HER ZAMAN BİLİNÇLİ VE BİLİNÇ DIŞI SÜREÇLERİ İÇERİR.
Öğrendiklerimiz,bilinçli olarak anladıklarımızdan her zaman daha çoktur. “Bilinç düzeyimizin altında pek çok bilinç dışı sürecin işleyip durmakta olduğu anlaşılmaktadır.”Çevresel olarak algılanan pek çok işaret,bireyin özel dikkat ve etkileşimin olmaksızın bilinç altı düzeyde beyne ulaşmaktadır. “Daha sonra bu bilinti biraz gecikmeyle meydana çıkmakta veya güdü ve kararları etkilemektedir.”Böylece tecrübelerimiz oluşur ve hem bu tecrübeleri hemde bize söylenenleri hatırlarız.Örneğin bir öğrenci makamına uygun şarkı söylemeyi öğrenirken aynı zamanda şarkı söylemekten nefret etmeyi de öğrenebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenciler uygun işlemlerle tecrübe edinmedikleri için çoğu öğrenme çabaları boşa gider.Aktif işleme,öğrencilere,neyi nasıl öğrendiklerini gözden geçirme fırsatı verir ve böylelikle,öğrenmenin ve bireysel amaçları sorumluluğunu üstlenmeye başlarlar.Aktif süreç,kısmen yansıtma ve biliş ötesi etkinliklere işaret eder.
9.EN AZ İKİ FARKLI TÜRDE BELLEĞİMİZ VARDIR:
A-UZAMSAL BELLEK SİSTEMİ
B-MEKANİK ÖĞRENME SİSTEMLER DİZİSİ
Yeniden gözden geçirmeyi gerektirmeyen ve yaşantıların kısa süreli bellenmesine olanak veren doğal bir uzamsal bellek sistemimiz vardır.Dün akşamki yemekte ne yediğimizi hatırlanması ezberleme tekniğini gerektirmez.En azından yaşantılarımızın normal üç boyutlu ortamda algılanması için yapılandırılmış bir bellek sistemimiz mevcuttur.Bu sistem sürekli çalışır ve kolay kolay sınırlandırılamaz.Zaman içinde,zihnen sahip olduğumuz madde,kategori süreçler gelişirken o da zenginleşir.
Uzamsal belleğin karşıtı olan bellek,bağlantısız enformasyonu göreceli olarak depolamak üzere yapılandırılmış bir sistem setidir.Anlamsız hecelerle ilgili durum istisna bir durumdur. Bilinti ve beceriler,Önceki bilgi ve güncel yaşantıdan uzaklaşıldığı oranda otomatik belleğe ve tekrara bağlı kalır.
Eğitim açısından doğurguları:Eğitimciler ezber ağırlıklı öğretimde ustadır.Genelde ise ezbere dayandırılan öğretim,öğrenmede transferin kolaylaştırmaz ve anlamanın gelişimini engellemesi mümkündür.
10.OLGUN VE BECERİLEN DOĞAL UZAMSAL BELLEKTE YAPILANDIRILDIĞI ZAMAN EN İYİ ŞEKİLDE ANLAR VE HATIRLARIZ
Kelime dağarcığı ve gramer dahil ana dilimiz etkileşimli yaşantılar yoluyla öğrenilir.Dili,iç süreçler ve sosyal etkileşim birlikte şekillendirilir.Dil öğrenme sürecinin olağan yaşantılara adaptasyonu,belirli şeylere nasıl anlam verildiğini örneğini oluşturur.
Eğitim açısından doğurguları:Genellikle uzamsal bellekten,bazı kültürlerde çok değer verilen yaşantısal öğrenme yoluyla yaralanılmaktadır.
11.ÖĞRENME ZORLANMA İLE ZENGİNLEŞİR,TEHDİT İLE ENGELLENİR.
Beynin,bir korku karşısında performansı düşer,uygun bir düzeyde zorlandığında ise üst düzeyde öğrenir.Performans düşüşünün temel özelliği çaresizlik duygusudur.Beynimizin bazı bölümleri,korku içindeyken kapasitelerinin altında iş görürler.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmen ve yöneticilerin,öğrencide rahat bir uyanıklık durumu yaratmaları gerekmektedir.Bu durum,alt düzeyde bir korku ve üst düzeyde bir zorlama atmosferi içinde genel bir ferahlık oluşturur.
12.HER BEYİN KENDİNE ÖZGÜDÜR.
Duyularımız ve temel duygularımız dahil hepimiz aynı sistemlere sahip olsak da her beyin farklı bir şekilde bütünleşmiştir.Bunun yanında öğrenme,fiilen beynin yapısını değiştirdiğinden,daha çok öğrenme daha çok kendine özgü olmalıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretim,tüm öğrencilerin görsel,işitsel,dokunsal ve duyuşsal tercihlerini sergilemelerini olanak vermek için çok yönlü olmak zorundadır.Diğer bireysel farklarda göz önünde bulundurulmak zorundadır.
NOT:
· “Beyne dayalı öğrenme,izlenecek bir reçete sunmaz.Ancak karar vermemizde
beynin doğasını göz önünde bulundurmamızı söyler.Beyin hakkında bildiklerimizi kullanarak daha iyi kararlar verebiliriz.Daha çok öğrenime erişebiliriz.”Kısaca,beyin temelli öğrenmeyi doğru kullanırsak en iyi sonuçlara ulaşırız.
BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
M.c Lean’ın Evrensel gelişim kuramına göre beyin üç bölümden oluşur.
1.Sürüngen Sistem(reptilian) R-Kompleks
2.Limbik Sistem(insani sistemlerin ilki)
3.Neokorteks(düşünen beyin)
ÜÇLÜ BEYİN
1.R-Kompleks:Büyük ölçüde beyin sapında.Atalarımızdan kalan beyin,yaşamın sürdürülmesiyle görevli.
2.Limbik sistem:Duyu denetimi,bellek,organizasyon,koku
3.Neokorteks:Duyusal verilerin işlemi,dil,soyut düşünce,yaratıcılık,planlama,karmaşık sorunların çözümü.
Prefrontal korteks(neokorteksin uzantısı):Gelecek umudu,empati,sevecenlik gibi duygular bulunur.
ÖĞRETİMDE ÜÇ BEYNİN ÖNEMİ
Korku ve kaygı halinde,davranış neokorteksten aşağıya doğru limbik sistem ve R-Kompleksin emrine girer ve kişi ilkel davranışlarda bulunur.Öğrenme için kaygının düşük olması gerekir.
Eğitimciler rahatlama ve rahatlatma tekniklerini bilmeli,düşük kaygı ve üst düzeyde isteğin hakim olduğu bir sınıf oluşturmalı ve orkestra şefi gibi durumu yönetmelidir.
Amaç
Davranışçı modelden uzak,sorgulamaya açık bir eğitimdir.
Böyle bir eğitimin gerçekleşmesi için Beyin Temelli Öğrenmenin 12 ilkesi göz önüne alınmalıdır.
BEYİN TEMELLİ (NÖRO-FİZYOLOJİK) ÖĞRENME KURALLARI
Öğrenmeyi insan beynindeki hücreler(nöronlar)arasındaki sinaps bağlara göre açıklayan ve öğrenme sürecini beyin temelli olarak ele alan bir yaklaşımdır.Buna göre herhangi bir konuda beyinde meydanda gelen öğrenmede nöronlar arasında kurulan sinaps bağların etkisi ve gücü önemlidir.
Davranışçılık akımının öğrenmeyi açıklamada yetersiz kalması,okulların nitelikli insan yetiştirme gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalması,eğitim araştırmalarının tek boyutlu ve yetersiz olduğunu savunan Caine Beyin Temelli Öğrenmeyi ortaya atarak eğitim alanında yapılan bilimsel çalışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır.Beyin Temelli Öğrenmenin temel amacı,beynin temel kurallarını açıklamak ve öğretme süreçlerinin en iyi nasıl kullanılacağı ve bunun koşullarının neler olduğu üzerine odaklaşmaktadır.
Beyin Temelli Öğrenmenin açıklamaları ve eğitime getirdiği yeni bakış açısına göre;öğrencilerin öğrendikleri;diğer bildikleriyle ilişkilendirilmelidir.Bu,insanlardaki doğal olarak var olan yaşantılardan öğrenme yeteneğine de uygundur.Öğrencilere bütün sistemleri ve doğal meraklarını katabilecekleri fiziksel harekete uygun,sosyal etkileşime,uygulamaya,dili ve yaratıcılıklarını kullanmaya elverişli yaşantılar sunulmasını önermektedir.Beyin Temelli Öğrenmenin 12 temel prensibi üzerinde durulmaktadır.Bunlar:
BEYİN PARALEL BİR İŞLEMCİDİR:
İnsan beyni genellikle birçok işi birden yürütür.Duygu,düşünce,hayal ve yönelimler aynı anda birlikte işlemektedir.Bütün bunlar,bilgi işlemenin aşamalarıyla ve sosyokültürel bilginin artışıyla da etkileşim halindedir.
Eğitim açısından doğurguları:İyi bir öğretim,beyinin tüm yönleriyle işleyişini sağlayan öğrenciyi tecrübelerini,bir orkestra gibi yönlendirildiği öğretimdir.
2. ÖĞRENME TÜM FİZYOLOJİYLE İLGİLİDİR:
Beyin doğal kurallara göre işleyen fizyolojik bir organdır.Bu nedenle öğrenmede fizyolojik bir olaydır.Öğrenme de nefes alıp verme gibi doğal olup kolaylaştırılabilir.Yada engellenebilir.Sinirlerin büyümesi,beslenme ve etkileşimin,algılama ve yaşantıların değerlendirilmesiyle sıkı ilişki vardır.
Eğitim açısından doğurguları:Fizyolojik fonksiyonlarımızı etkileyen her şey öğrenme yeteneğimizi de etkiler.Sitres yönetimi,beslenme,egzersiz ve rahatlık,sağlıklı olmanın tüm diğer öğeleri gibi her yönden öğrenme süreciyle ilişkilendirmek zorundadır.Alışkanlık ve inançlarda fizyolojik yönden etkilidir.Bunların yanında öğrenme,zamanlama bireysel özellikler,belirli aralıklarla tekrar eden olaylardan ve özel dönemlerden de etkilenir.
3.ANLAM ARAYIŞI İÇSELDİR:
Anlamlandırma(tecrübelerimize anlam verme) ve bunun sonucuna uygun hareket etme gereksinimi kendiliğindendir.Anlamların araştırılması insan beyni için temel ve yaşamsal bir olgudur.Anlamlandırma önlenemez,ancak yönlendirilir,odaklandırılabilir.
Eğitim açısından dolguları:Derslerin genel olarak heyecan verici ve anlamlı olması,çocuklara geniş seçme olanağı sağlar.Öğrenmeler,yaşamı yansıttığı oranda anlamlı olacaktır.
4.ANLAM ARAYIŞI ÖRÜNTÜLEMEYLE OLUŞUR:
Örüntüleme bilintinin anlamlı organizasyonu ve sınıflandırılmasına işaret eder.Bir bakıma beyin,kendisine ait bu örüntüler oluşurken onları sezip anlamaya çalışan ve bu özgün ve yaratıcı yapılara anlam veren bir sanatkar bir bilgin gibidir.Beyin kendine empoze edilen anlamsı görüntüleri reddeder. “Anlamsız” örüntüler,öğrenci için bir mana ifade etmeyen yalıtılmış bilinti parcacıklarıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenenler şu veya bu biçimde her zaman örüntülüyor,ya da algılıyor ve anlamlar yaratıyorlar.Onları durduramayız,ama yönlerini etkileyebiliriz.Hayal kurma eleştirel düşünme ve problem çözme gibi bir örüntüleme yoludur.
5.ÖRÜNTÜLEMEDE DUYGULAR ÇOK ÖNEMLİDİR
Öğrenme kolaylıkla olmaz.Öğrendiklerimiz;ümit,bireysel beklentilerimizle,yanlılık,özsaygı düzeyi ve sosyal etkinliklerimize dayalı duygu ve düşüncelerimizle etkilenip düzenlenmektedir.Duygular ve biliş birbirinden ayrılamaz.Duygularda bilginin depolanıp hatırlanmasını kolaylaştırdığından bellek için çok önemlidir.Örneğin bir hayat tecrübesi veya dersin duyuşsal etkisi yaşanılan olaydan çok sonradan sürebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler,öğrencilerin duygu ve tutumlarının dikkate alınmasını gerektiğini ve bunların sonraki öğrenmeleri belirleyeceğini bilmelidirler.Bilişsel ve duyuşsal öğelerin ayrılmasının olanaksızlığı nedeniyle,duyuşsal iletişim stratejileri de kullanılmalıdır.
6.BEYİN PARÇALARI VE BÜTÜNLERİ AYNI ZAMANDA İŞLER
Sağlıklı bir bireyin beyni ister kelimelerle,ister matematik,müzik veya sanatla uğraşıyor olsun beynin her iki yarım küresi arasında sıkı bir iletişim vardır.Beyinde bilintinin organizasyonu için iki ayrı,fakat eş zamanlı bir eğilim bulunur ve bunlardan birisi bilintiyi parçalara ayırırken diğeri de bilintiyi bir bütün veya bütünün serisi olarak algılayıp değerlendirmektedir.
Eğitim açısından doğurguları:Bilginin gerek parçaları gerekse bütünü ihmal edildiğinde birey öğrenmede aşırı güçlükle karşılaşmaktadır.Parçalar ve bütün,kuramsal olarak karşılıklı etkileşim içindedir.Birbirinden anlam çıkarır ve paylaşırlar.
7.ÖĞRENME HEM ÇEVRESEL HEM DE ODAKLANMIŞ DİKKATİ GEREKTİRİRİR.
Beyin doğrudan farkında olduğu,dikkat ettiği bilintiyi içerir;ancak,dikkatinin ötesinde kalan bilinti ve işaretleride içerir.Bunlar,bir sınıftaki ilgi çekici olmayan gri duvarlar gibi birilerin “bakıp da göremedi” uyaranlar olabilir.Bu tür dışsal uyaranlara,görüş alanında olup da bilinçli olarak dikkat edilmeyen belli belirsiz işaretlerde dahildir.Örneğin bir gülümsemenin anlamı veya vücudun durumundaki hafif bir değişme gibi.
Örneğin,kapının hafifçe tıklatılması dikkat çeker ve bu ses öğrencilerin hem önceki bilgi ve yaşantılarının bir çoğuna,hem de şuanda ne olup bittiğine dair delillere uygun olarak,olası anlamları için işleme tabi tutulur.bu yüzden çevresel bilinti,öğrenmeyi desteklemek için amaçlı olarak organize edilebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler öğrencilerin dikkatleri dışında kalabilecek materyali organize edebilir.Ve de etmek zorundadır.Bu materyalin geleneksel olanları gürültü,sıcaklık durumu ve benzerleridir.Çevresel uyaranlarda tablo,resim,desen setleri ile büyük eserler dahil olmak üzere sanatı kapsar.
Öğütlediğimiz şeyi yaşamamız örneğin sevecen görünme yerine gerçekten bu duyguyu yaşamamız çok önemlidir.
8.ÖĞRENME HER ZAMAN BİLİNÇLİ VE BİLİNÇ DIŞI SÜREÇLERİ İÇERİR.
Öğrendiklerimiz,bilinçli olarak anladıklarımızdan her zaman daha çoktur. “Bilinç düzeyimizin altında pek çok bilinç dışı sürecin işleyip durmakta olduğu anlaşılmaktadır.”Çevresel olarak algılanan pek çok işaret,bireyin özel dikkat ve etkileşimin olmaksızın bilinç altı düzeyde beyne ulaşmaktadır. “Daha sonra bu bilinti biraz gecikmeyle meydana çıkmakta veya güdü ve kararları etkilemektedir.”Böylece tecrübelerimiz oluşur ve hem bu tecrübeleri hemde bize söylenenleri hatırlarız.Örneğin bir öğrenci makamına uygun şarkı söylemeyi öğrenirken aynı zamanda şarkı söylemekten nefret etmeyi de öğrenebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenciler uygun işlemlerle tecrübe edinmedikleri için çoğu öğrenme çabaları boşa gider.Aktif işleme,öğrencilere,neyi nasıl öğrendiklerini gözden geçirme fırsatı verir ve böylelikle,öğrenmenin ve bireysel amaçları sorumluluğunu üstlenmeye başlarlar.Aktif süreç,kısmen yansıtma ve biliş ötesi etkinliklere işaret eder.
9.EN AZ İKİ FARKLI TÜRDE BELLEĞİMİZ VARDIR:
A-UZAMSAL BELLEK SİSTEMİ
M.c Lean’ın Evrensel gelişim kuramına göre beyin üç bölümden oluşur.
1.Sürüngen Sistem(reptilian) R-Kompleks
2.Limbik Sistem(insani sistemlerin ilki)
3.Neokorteks(düşünen beyin)
ÜÇLÜ BEYİN
1.R-Kompleks:Büyük ölçüde beyin sapında.Atalarımızdan kalan beyin,yaşamın sürdürülmesiyle görevli.
2.Limbik sistem:Duyu denetimi,bellek,organizasyon,koku
3.Neokorteks:Duyusal verilerin işlemi,dil,soyut düşünce,yaratıcılık,planlama,karmaşık sorunların çözümü.
Prefrontal korteks(neokorteksin uzantısı):Gelecek umudu,empati,sevecenlik gibi duygular bulunur.
ÖĞRETİMDE ÜÇ BEYNİN ÖNEMİ
Korku ve kaygı halinde,davranış neokorteksten aşağıya doğru limbik sistem ve R-Kompleksin emrine girer ve kişi ilkel davranışlarda bulunur.Öğrenme için kaygının düşük olması gerekir.
Eğitimciler rahatlama ve rahatlatma tekniklerini bilmeli,düşük kaygı ve üst düzeyde isteğin hakim olduğu bir sınıf oluşturmalı ve orkestra şefi gibi durumu yönetmelidir.
Amaç
Davranışçı modelden uzak,sorgulamaya açık bir eğitimdir.
Böyle bir eğitimin gerçekleşmesi için Beyin Temelli Öğrenmenin 12 ilkesi göz önüne alınmalıdır.
BEYİN TEMELLİ (NÖRO-FİZYOLOJİK) ÖĞRENME KURALLARI
Öğrenmeyi insan beynindeki hücreler(nöronlar)arasındaki sinaps bağlara göre açıklayan ve öğrenme sürecini beyin temelli olarak ele alan bir yaklaşımdır.Buna göre herhangi bir konuda beyinde meydanda gelen öğrenmede nöronlar arasında kurulan sinaps bağların etkisi ve gücü önemlidir.
Davranışçılık akımının öğrenmeyi açıklamada yetersiz kalması,okulların nitelikli insan yetiştirme gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalması,eğitim araştırmalarının tek boyutlu ve yetersiz olduğunu savunan Caine Beyin Temelli Öğrenmeyi ortaya atarak eğitim alanında yapılan bilimsel çalışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır.Beyin Temelli Öğrenmenin temel amacı,beynin temel kurallarını açıklamak ve öğretme süreçlerinin en iyi nasıl kullanılacağı ve bunun koşullarının neler olduğu üzerine odaklaşmaktadır.
Beyin Temelli Öğrenmenin açıklamaları ve eğitime getirdiği yeni bakış açısına göre;öğrencilerin öğrendikleri;diğer bildikleriyle ilişkilendirilmelidir.Bu,insanlardaki doğal olarak var olan yaşantılardan öğrenme yeteneğine de uygundur.Öğrencilere bütün sistemleri ve doğal meraklarını katabilecekleri fiziksel harekete uygun,sosyal etkileşime,uygulamaya,dili ve yaratıcılıklarını kullanmaya elverişli yaşantılar sunulmasını önermektedir.Beyin Temelli Öğrenmenin 12 temel prensibi üzerinde durulmaktadır.Bunlar:
BEYİN PARALEL BİR İŞLEMCİDİR:
İnsan beyni genellikle birçok işi birden yürütür.Duygu,düşünce,hayal ve yönelimler aynı anda birlikte işlemektedir.Bütün bunlar,bilgi işlemenin aşamalarıyla ve sosyokültürel bilginin artışıyla da etkileşim halindedir.
Eğitim açısından doğurguları:İyi bir öğretim,beyinin tüm yönleriyle işleyişini sağlayan öğrenciyi tecrübelerini,bir orkestra gibi yönlendirildiği öğretimdir.
2. ÖĞRENME TÜM FİZYOLOJİYLE İLGİLİDİR:
Beyin doğal kurallara göre işleyen fizyolojik bir organdır.Bu nedenle öğrenmede fizyolojik bir olaydır.Öğrenme de nefes alıp verme gibi doğal olup kolaylaştırılabilir.Yada engellenebilir.Sinirlerin büyümesi,beslenme ve etkileşimin,algılama ve yaşantıların değerlendirilmesiyle sıkı ilişki vardır.
Eğitim açısından doğurguları:Fizyolojik fonksiyonlarımızı etkileyen her şey öğrenme yeteneğimizi de etkiler.Sitres yönetimi,beslenme,egzersiz ve rahatlık,sağlıklı olmanın tüm diğer öğeleri gibi her yönden öğrenme süreciyle ilişkilendirmek zorundadır.Alışkanlık ve inançlarda fizyolojik yönden etkilidir.Bunların yanında öğrenme,zamanlama bireysel özellikler,belirli aralıklarla tekrar eden olaylardan ve özel dönemlerden de etkilenir.
3.ANLAM ARAYIŞI İÇSELDİR:
Anlamlandırma(tecrübelerimize anlam verme) ve bunun sonucuna uygun hareket etme gereksinimi kendiliğindendir.Anlamların araştırılması insan beyni için temel ve yaşamsal bir olgudur.Anlamlandırma önlenemez,ancak yönlendirilir,odaklandırılabilir.
Eğitim açısından dolguları:Derslerin genel olarak heyecan verici ve anlamlı olması,çocuklara geniş seçme olanağı sağlar.Öğrenmeler,yaşamı yansıttığı oranda anlamlı olacaktır.
4.ANLAM ARAYIŞI ÖRÜNTÜLEMEYLE OLUŞUR:
Örüntüleme bilintinin anlamlı organizasyonu ve sınıflandırılmasına işaret eder.Bir bakıma beyin,kendisine ait bu örüntüler oluşurken onları sezip anlamaya çalışan ve bu özgün ve yaratıcı yapılara anlam veren bir sanatkar bir bilgin gibidir.Beyin kendine empoze edilen anlamsı görüntüleri reddeder. “Anlamsız” örüntüler,öğrenci için bir mana ifade etmeyen yalıtılmış bilinti parcacıklarıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenenler şu veya bu biçimde her zaman örüntülüyor,ya da algılıyor ve anlamlar yaratıyorlar.Onları durduramayız,ama yönlerini etkileyebiliriz.Hayal kurma eleştirel düşünme ve problem çözme gibi bir örüntüleme yoludur.
5.ÖRÜNTÜLEMEDE DUYGULAR ÇOK ÖNEMLİDİR
Öğrenme kolaylıkla olmaz.Öğrendiklerimiz;ümit,bireysel beklentilerimizle,yanlılık,özsaygı düzeyi ve sosyal etkinliklerimize dayalı duygu ve düşüncelerimizle etkilenip düzenlenmektedir.Duygular ve biliş birbirinden ayrılamaz.Duygularda bilginin depolanıp hatırlanmasını kolaylaştırdığından bellek için çok önemlidir.Örneğin bir hayat tecrübesi veya dersin duyuşsal etkisi yaşanılan olaydan çok sonradan sürebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler,öğrencilerin duygu ve tutumlarının dikkate alınmasını gerektiğini ve bunların sonraki öğrenmeleri belirleyeceğini bilmelidirler.Bilişsel ve duyuşsal öğelerin ayrılmasının olanaksızlığı nedeniyle,duyuşsal iletişim stratejileri de kullanılmalıdır.
6.BEYİN PARÇALARI VE BÜTÜNLERİ AYNI ZAMANDA İŞLER
Sağlıklı bir bireyin beyni ister kelimelerle,ister matematik,müzik veya sanatla uğraşıyor olsun beynin her iki yarım küresi arasında sıkı bir iletişim vardır.Beyinde bilintinin organizasyonu için iki ayrı,fakat eş zamanlı bir eğilim bulunur ve bunlardan birisi bilintiyi parçalara ayırırken diğeri de bilintiyi bir bütün veya bütünün serisi olarak algılayıp değerlendirmektedir.
Eğitim açısından doğurguları:Bilginin gerek parçaları gerekse bütünü ihmal edildiğinde birey öğrenmede aşırı güçlükle karşılaşmaktadır.Parçalar ve bütün,kuramsal olarak karşılıklı etkileşim içindedir.Birbirinden anlam çıkarır ve paylaşırlar.
7.ÖĞRENME HEM ÇEVRESEL HEM DE ODAKLANMIŞ DİKKATİ GEREKTİRİRİR.
Beyin doğrudan farkında olduğu,dikkat ettiği bilintiyi içerir;ancak,dikkatinin ötesinde kalan bilinti ve işaretleride içerir.Bunlar,bir sınıftaki ilgi çekici olmayan gri duvarlar gibi birilerin “bakıp da göremedi” uyaranlar olabilir.Bu tür dışsal uyaranlara,görüş alanında olup da bilinçli olarak dikkat edilmeyen belli belirsiz işaretlerde dahildir.Örneğin bir gülümsemenin anlamı veya vücudun durumundaki hafif bir değişme gibi.
Örneğin,kapının hafifçe tıklatılması dikkat çeker ve bu ses öğrencilerin hem önceki bilgi ve yaşantılarının bir çoğuna,hem de şuanda ne olup bittiğine dair delillere uygun olarak,olası anlamları için işleme tabi tutulur.bu yüzden çevresel bilinti,öğrenmeyi desteklemek için amaçlı olarak organize edilebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmenler öğrencilerin dikkatleri dışında kalabilecek materyali organize edebilir.Ve de etmek zorundadır.Bu materyalin geleneksel olanları gürültü,sıcaklık durumu ve benzerleridir.Çevresel uyaranlarda tablo,resim,desen setleri ile büyük eserler dahil olmak üzere sanatı kapsar.
Öğütlediğimiz şeyi yaşamamız örneğin sevecen görünme yerine gerçekten bu duyguyu yaşamamız çok önemlidir.
8.ÖĞRENME HER ZAMAN BİLİNÇLİ VE BİLİNÇ DIŞI SÜREÇLERİ İÇERİR.
Öğrendiklerimiz,bilinçli olarak anladıklarımızdan her zaman daha çoktur. “Bilinç düzeyimizin altında pek çok bilinç dışı sürecin işleyip durmakta olduğu anlaşılmaktadır.”Çevresel olarak algılanan pek çok işaret,bireyin özel dikkat ve etkileşimin olmaksızın bilinç altı düzeyde beyne ulaşmaktadır. “Daha sonra bu bilinti biraz gecikmeyle meydana çıkmakta veya güdü ve kararları etkilemektedir.”Böylece tecrübelerimiz oluşur ve hem bu tecrübeleri hemde bize söylenenleri hatırlarız.Örneğin bir öğrenci makamına uygun şarkı söylemeyi öğrenirken aynı zamanda şarkı söylemekten nefret etmeyi de öğrenebilir.
Eğitim açısından doğurguları:Öğrenciler uygun işlemlerle tecrübe edinmedikleri için çoğu öğrenme çabaları boşa gider.Aktif işleme,öğrencilere,neyi nasıl öğrendiklerini gözden geçirme fırsatı verir ve böylelikle,öğrenmenin ve bireysel amaçları sorumluluğunu üstlenmeye başlarlar.Aktif süreç,kısmen yansıtma ve biliş ötesi etkinliklere işaret eder.
9.EN AZ İKİ FARKLI TÜRDE BELLEĞİMİZ VARDIR:
A-UZAMSAL BELLEK SİSTEMİ
B-MEKANİK ÖĞRENME SİSTEMLER DİZİSİ
Yeniden gözden geçirmeyi gerektirmeyen ve yaşantıların kısa süreli bellenmesine olanak veren doğal bir uzamsal bellek sistemimiz vardır.Dün akşamki yemekte ne yediğimizi hatırlanması ezberleme tekniğini gerektirmez.En azından yaşantılarımızın normal üç boyutlu ortamda algılanması için yapılandırılmış bir bellek sistemimiz mevcuttur.Bu sistem sürekli çalışır ve kolay kolay sınırlandırılamaz.Zaman içinde,zihnen sahip olduğumuz madde,kategori süreçler gelişirken o da zenginleşir.
Uzamsal belleğin karşıtı olan bellek,bağlantısız enformasyonu göreceli olarak depolamak üzere yapılandırılmış bir sistem setidir.Anlamsız hecelerle ilgili durum istisna bir durumdur. Bilinti ve beceriler,Önceki bilgi ve güncel yaşantıdan uzaklaşıldığı oranda otomatik belleğe ve tekrara bağlı kalır.
Eğitim açısından doğurguları:Eğitimciler ezber ağırlıklı öğretimde ustadır.Genelde ise ezbere dayandırılan öğretim,öğrenmede transferin kolaylaştırmaz ve anlamanın gelişimini engellemesi mümkündür.
10.OLGUN VE BECERİLEN DOĞAL UZAMSAL BELLEKTE YAPILANDIRILDIĞI ZAMAN EN İYİ ŞEKİLDE ANLAR VE HATIRLARIZ
Kelime dağarcığı ve gramer dahil ana dilimiz etkileşimli yaşantılar yoluyla öğrenilir.Dili,iç süreçler ve sosyal etkileşim birlikte şekillendirilir.Dil öğrenme sürecinin olağan yaşantılara adaptasyonu,belirli şeylere nasıl anlam verildiğini örneğini oluşturur.
Eğitim açısından doğurguları:Genellikle uzamsal bellekten,bazı kültürlerde çok değer verilen yaşantısal öğrenme yoluyla yaralanılmaktadır.
11.ÖĞRENME ZORLANMA İLE ZENGİNLEŞİR,TEHDİT İLE ENGELLENİR.
Beynin,bir korku karşısında performansı düşer,uygun bir düzeyde zorlandığında ise üst düzeyde öğrenir.Performans düşüşünün temel özelliği çaresizlik duygusudur.Beynimizin bazı bölümleri,korku içindeyken kapasitelerinin altında iş görürler.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretmen ve yöneticilerin,öğrencide rahat bir uyanıklık durumu yaratmaları gerekmektedir.Bu durum,alt düzeyde bir korku ve üst düzeyde bir zorlama atmosferi içinde genel bir ferahlık oluşturur.
12.HER BEYİN KENDİNE ÖZGÜDÜR.
Duyularımız ve temel duygularımız dahil hepimiz aynı sistemlere sahip olsak da her beyin farklı bir şekilde bütünleşmiştir.Bunun yanında öğrenme,fiilen beynin yapısını değiştirdiğinden,daha çok öğrenme daha çok kendine özgü olmalıdır.
Eğitim açısından doğurguları:Öğretim,tüm öğrencilerin görsel,işitsel,dokunsal ve duyuşsal tercihlerini sergilemelerini olanak vermek için çok yönlü olmak zorundadır.Diğer bireysel farklarda göz önünde bulundurulmak zorundadır.
NOT:
· “Beyne dayalı öğrenme,izlenecek bir reçete sunmaz.Ancak karar vermemizde
beynin doğasını göz önünde bulundurmamızı söyler.Beyin hakkında bildiklerimizi kullanarak daha iyi kararlar verebiliriz.Daha çok öğrenime erişebiliriz.”Kısaca,beyin temelli öğrenmeyi doğru kullanırsak en iyi sonuçlara ulaşırız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)